Showing posts with label beslenme. Show all posts
Showing posts with label beslenme. Show all posts

Tuesday, October 6, 2009

Chocoholics Anonymous


Ben Moonie.
27 yaşındayım.
İtiraf ediyorum a dostlar: Bir çikolata bağımlısıyım!


Monday, June 22, 2009

Ne yesem?



A.B.D'ye geldiğimden beri, ne yediğime ve içtiğime inanılmaz ölçüde takmış durumdayım. Türkiye'de hiç böyle bir sorunum yoktu. Tabii ki oradayken annemin enfes ve sağlıklı yemeklerini yiyor olmanın da bunda bir rolü vardır elbet! Annem, sağlıklı yemek pişirme konusunda inanılmaz bilinçlidir. Yemeklerin içine zeytinyağından başka yağ koymaz. Zeytinyağını bile ölçüp, iki yemek kaşığından fazla koymaz. Evimize ayçiçek yağı, tereyağı...vs girmez. Evimizde kızartma hayatta yapılmaz. Organik ve kepekli ekmek yemeye dikkat ederiz. Bol bol salata, zeytinyağlı sebze yemekleri, az yağlı beyaz et, meyve ve lifli besinler yeriz. Evimize kola, gazoz....vs gibi meşrubatlar hiç bir zaman girmedi. Şekersiz siyah ya da yeşil çay içeriz. Unlu ve yağlı kekler, börekler, çörekler, hazır bisküviler, gofretler....vs hayatta bulunmaz bizim evde. Ayrıca annem genelde hep günlük ya da iki günlük, taze yemek yapar, o yemek bitmeden başka yemek yapılmaz. Ben de anneme çekmişim, buzdolabımda biraz fazla yemek birikse korkuyorum, bunları nasıl yiyeceğim diye :)

Annem o kadar bilinçli yemek yapıyor ki, ne zaman Türkiye'ye gitsem ve evimizde bir iki ay kadar kalsam, onun hafif yemekleriyle kesinlikle bir kaç kilo veririm.

Ama Amerika'ya geldiğimden beri yemek seçimi olayı zor olmaya başladı. Bu ülkede süpermarketler öylesine geniş ve devasa, insana sunulan ürünler öylesine çeşitli ki, 'bu akşam ne yesek?' sorusu bile ızdıraba dönüşebiliyor. Her gün, ayrı bir besin maddesinin ne kadar 'zararlı' olduğuna dair makaleler çıkıyor. Kırmızı et damar tıkar, peynir aşırı yağlı, tereyağı desen öyle, meyve-sebzeler organik değilse içinde kimyasallar var, soya aşırı işlenmiş, süt laktozlu olduğundan gaz yapıyor, ekmekler zaten sünger gibi ve ekmekten başka her şeye benziyor...Geriye ne kaldı ki zaten? Sürekli yediklerimiz hakkında vicdan azabı hissetmemizi sağlayan mekanizmalar var. Ama işin garip ve ironik yanı ise, A.B.D'de şu anda 40 milyon kadar obez insanın yaşaması. Yediklerinden suçluluk duydukça daha da çok yiyen, garip bir toplum.

Bir haftalık vegan deneyim sonucunda anladım ki o da bir hayat şekli olarak çok zor bir seçim. Vejeteryanlığı ise, bir ahlaki seçim olmaktan çok bir 'moda' haline dönüştüğü için sevmiyorum. Vejeteryanların çoğunda olan 'Ah size acıyorum, ölmüş cesetleri yemek ne kadar kötü, ben sizden ne kadar da üstünüm, en doğru seçimi ben yapıyorum....' tavrından hiç hazzetmiyorum. Neden et yiyenler kararından memnun mesut yaşarken vejeteryanlarda sürekli bir misyonerlik azmi ve herkesi kendine benzetme isteği var ki? Herkes seçimiyle mutlu olsun, değil mi?

Ayrıca son zamanlarda okuduğum şu makaleye göre gençlerin çoğu, hayvanlar çok umrunda filan olduğu için değil, düpedüz zayıflamak için seçiyormuş vejeteryanlığı. 'Vejeteryan' olduğunu söyleyenlerin yarısı da, tavuk ve balık eti yemeye devam ediyormuş aslında!

Benim şimdiki yemek planım şöyle:

- Amerika'dayken dışarıda (restoranda, kafede...vs) deniz ürünleri dışında başka bir et yemiyorum. Etlerin nereden geldiği meçhul olduğu için, artık dışarıda et yemeyi midem kaldırmıyor.

- Burada bildiğimiz bir kasaptan aldığımız etleri, kendi evimde pişirip yiyorum. Böylece etin içine hangi yağı koyduğumu, etin nasıl piştiğini bilerek içim rahat olarak yiyorum.

- Meyve ve sebzelerden mutlaka organik alınması gerekenleri öyle alıyor ama diğerleri konusunda çok da dikkat etmeye gerek olmadığını düşünüyorum. 'Hangilerini organik almalıyız?' diye soruyorsanız, şuraya bakabilirsiniz.

- Süt ve süt ürünlerinin tamamen yağsız ya da çok az yağlı olanlarını tercih ediyorum. Böylece çok yağ tüketmeden protein ihtiyacımı karşılamış oluyorum.

- Kahvaltımı çok güçlü yapmaya, öğle yemeğimde bol sebze yemeye, akşam yemeğinde ise mümkün olduğu kadar hafif yemeye çalışıyorum. Bunun için takip edilmesi gereken prensip 'Sabah bir kral gibi, öğlen bir prens gibi, akşam ise bir çiftçi gibi yiyin.' imiş.

- İşlenmiş ve rafta bir ay dursa bozulmayacak her türlü yiyecekten (cips, kraker, bisküvi, kurabiye....vs.vs.) kaçınmaya çalışıyorum. Tatlı seçimimi küçük bir parça siyah çikolatadan yana kullanıyorum genelde.

- İçecek olarak süt, su, maden suyu, ayran ve şekersiz çaydan başka bir şey içmemeye çalışıyorum. İçeceklerden neredeyse hiç şeker almıyorum.


A.B.D'deki yemek endüstrisi ile ilgili bir kaç film:

- Super Size Me: Amerika'nın 'beslenme makinesi'nin korkunç gerçeklerine gözümü ilk açan film. Bu ülkede yaşayan herkesin en az bir kez, mümkünse bir kaç kez izlemesi gerektiğine inanıyorum.

- Earthlings: Beni 'neredeyse vejeteryan' yapan, hayvanlarla olan ilişkimizdeki tüm gerçekleri göz önüne seren inanılmaz film. Verdiğim linkte filmin tamamı var. İçerdiği görüntüler öyle herkese göre değil, benden söylemesi. Ama gerçekle yüzleşmeye korkmayan bütün 'dünyalı'ların bir kez izlemesi gerekiyor bence.

- Fast Food Nation: Richard Linklater'ın ilginç bir filmi. A.B.Ddeki 'Fast-food' Endüstrisinin gerçek yüzünü anlatıyor. Kurgusal bir film olmasına rağmen tabii ki filmdeki gerçeklik payı bariz bir şekilde ortada. Henüz geçen hafta izledim. 'Hamburgerimdeki et nereden geliyor, içinde neler var?' diye merak eden herkes izlesin. İzledikten sonra bir daha hamburger yiyemeyebilirsiniz, söylemedi demeyin ;)

- Food, Inc: Bu da yine yemek şirketleri ve yiyecek endüstrisiyle ilgili, A.B.D sinemalarına yeni gelmiş olan bir film. Henüz izleyemedim ama en kısa zamanda izleyeceğimden emin olabilirsiniz! Çok bilgilendirici olacağa benziyor.


Düşününce, beslenme gerçekten o kadar önemli ki. Her gün bir kaç kez yaptığımız bir seçim, vücudumuza yani en değerli varlığımıza neler verdiğimiz.

'Sağlıklı beslenme' konusunda sizin düşünceleriniz nedir? Bana verebileceğiniz tavsiyeler var mı?

Friday, November 7, 2008

Nar tanesi nur tanesi


Yaklaşık bir aydır çikolata, dondurma, şeker, tatlı ya da herhangi bir işlenmiş şeker yemiyorum. Aldığım bütün şekeri sadece meyvelerden alıyorum. Bu sayede hem şeker krizlerine girme olasılığım çok azaldı, hem de daha önceden nedense pek yemediğim bir çok güzel meyve keşfettim! Bunlardan biri de nar. Her gün kaşıkla (ve çekirdeklerini de kıtır kıtır yiyerek) nar yiyorum.

Meyvelerin ne kadar mucizevi şeyler olduğunu yeniden keşfettim adeta! Bir nar mesela, alışkın olduğumuz için gayet sıradan geliyor göze belki, ama ne kadar mükemmel bir tasarımın ürünü. O kalın ve soğuk görünen kabuğunun ardında yüzlerce küçük, ışıltılı ve kırmızı yakutlar gibi duran nar taneleri. Kardeş kardeş zarın içinde bekleşen, binlerce küçük mücevher gibiler.

Ya da bir portakalın o kalın kabuğunu kesip içini açtığınızda burnunuza çarpan enfes portakal kokusu.. İnsanın iştahını açan o parlak turuncu rengi. Isırdığınızda sizi hiç bir kolanın ya da gazozun yapamayacağı kadar serinletmesi, içinizi ferahlatması.

Güzel ve olgun bir muzu yemek için açtığınızda burnunuza çarpan o başdöndürücü güzel muz kokusu. Mis gibi tropik iklimleri hatırlatan tadı, dokusu.

Sıcak bir yaz gününde kıpkırmızı, serin karpuz dilimleri..

Yemyeşil, ekşi erikleri tuzlayıp tuzlayıp yemenin keyfi!

Bir salkım üzümü yavaş yavaş, tadına vara vara, keyifle yemek, yeşil serinliğinin içinize yayıldığını hissetmek.

Ya da yemyeşil bir elmanın parlak, sımsıkı kabuğuna dişlerinizi geçirmek, kocaman bir parça koparıp keyifle yemek. Elmanın o hafif ekşimsi, güzel tadı. Mükemmel kokusu.

Meyveler gerçekten mucizevi, çok lezzetli ve çok eğlenceli yiyecekler! Onları bırakıp neden gidip yapay şekerleri yediğimizi hiç anlamıyorum :)

Monday, June 16, 2008

Bridal Shower!


Dün (Pazar günü) 'Bridal Shower'ımı yani Amerikan adetlerinde bizdeki kına gecesine denk gelen 'gelinin partisi'ni yaptık. Kına gecem Türkiye'de olacak ama buradaki kız arkadaşlarımla da hep birlikte bir araya gelip eğlenebilmek için istedim aslında bu kutlamayı. Kutlama bahçede olduğu için yağmur yağacak diye korkuyorduk bütün hafta. Hatta sabah kalkıp yağmurlu ve fırtınalı havayı görünce epeyi keyfim kaçtı. Ama şansımıza hava sonradan çok güzel oldu ve korkularımız boşa çıktı. Güneş yakıp terletmedi, sadece ısıttı. Şurup gibi, çok keyifli bir hava oldu.

Partimde ben dahil gelen herkes çok eğlendik, çok mutlu olduk. İnsan sevdikleriyle bir araya gelince, hele böyle güzel günlerde, inanılmaz pozitif enerji yükleniyor. Uzun zamandır en çok güldüğüm ve kahkaha attığım gün oldu gerçekten! Finallerimin ve makalelerimin bitişinden sonra gerçekten çok iyi bir rahatlama oldu.

Bridal shower'imdan bir kaç fotoğraf:


Bahçede kurulan sofra ve çeşit çeşit yemekler...


Çikolatalı çilek! Mmmmm :)



Meyve şişleri, arkada sarmalar, köfteler, mercimek köfteleri..



Bunlar da gelen misafirlere anı olarak verdiğimiz şeker kutuları.. (Amerikalılar 'favor' diyor)





Bu güzel günü düzenleyen sevgili görümcem Pratik Anne'ye, bu güzel sofrayı kurup onlarca çeşit yemek yapıp bizi besleyen F. anneme ve M. anneanneme çok teşekkür ediyorum. Ellerinize sağlık!


Saturday, April 26, 2008

Yeni keşfim!



Bugün Lindt'in şu ana kadar tattığım en güzel çikolatalarından birini keşfettim! Chili kırmızı biberli siyah çikolata! Hafif acımsı, ama çikolatanın yoğun tadını da gayet başarılı bir şekilde koruyan, güzel kokulu bir çikolata. Çayın yanında da çok güzel gidiyor.


Bu vesileyle bugün kopardığım maarif takvimimin yaprağı arkasında yazan kısa bir yazıyı da paylaşayım sizinle:

DAHA KEYİFLİ BİR HAYAT İÇİN:

Hayatınıza daha çok eğlence katın.
Esprili, nüktedan biri olmaya çalışın.
Hafifleyin, fazla yüklerinizi atın.
Her zaman iyimser, olumlu ve yapıcı olun.
Dostlarınızı ve ailenizi daha sık arayın.
Daha çok şaka yapın.
Gülmekten de ağlamaktan da korkmayın.
Sevdiklerinize yaklaşın, sık sık sarılın.
Daha sık tatil yapın, vücudunuzu ve ruhunuzu dinlendirin.
Nefret, düşmanlık, kin ve korkudan uzak kalın.
Daha çok hoşgörün, daha sık bağışlayın.
Yeni hobiler kazanın.



Bütün bunların altına ben bir madde ekleyeyim hemen:
ÇİKOLATA YİYİN! :-)




Saturday, April 12, 2008

6. gün - Cuma (son gün) ve neler öğrendim

Kahvaltı: Bir dilim ekmek, fıstık ezmesi, bir bardak üzüm suyu

Öğle yemeği: Mercimek çorbası, karışık sebzeli (brokoli, havuç) makarna

Arada bir bardak portakal ve baharat özlü bitki çayı (Orange and Spice)

Akşam yemeği: Vegan hamburger (soyadan yapılmış), tatlı patates püresi (sweet potato), tatlı olarak bir parça portakallı bitter çikolata.


Özellikle bu son gün akşama doğru mide ağrılarıyla ve sindirim sistemimin aşırı çalışmasından oluşan gazlarla kıvranmaya başladım. Sanırım bu kadar çok bakliyat, sebze ve meyve yiyince sindirim sistemim tamamen kendini boşalttı. Bu yüzden (zaten bir hafta da tamamlanmış olduğundan) vegan haftama Cumartesi günü artık son vermeye karar verdim.





Bu haftada neler öğrendim?

Vegan'ların nasıl bu yeme şeklini bir hayat boyu sürdürdüğünü açıkçası anlayamıyorum. Gerçekten insanın sindirim sistemini altüst eden bir yeme düzeni. Detoks olarak belki iyi bir toksinleri atma yöntemi olarak kullanılabilir, ancak bir daha böyle bir şeye kalkışırsam 3 günden fazla yapmamam gerektiğini anladım. Daha fazlası vücutta hasar bırakıyor çünkü.

Ayrıca irademin sınırlarını zorlayan testlerden de geçmedim değil :-) Hiç böylesi zor kararlar verebileceğim aklıma gelmemişti çünkü. Neyi kastediyorum:

1. irade testi: Daha vegan haftamın ilk gününde her Pazar günü gönüllü öğretmen olarak gittiğimiz TACAda ev hanımları kendi elleriyle mantı açtılar! Önüme uzatılan üzerinde dumanı tüten, erimiş tereyağlı, sarmısaklı yoğurtlu güzelim mantıyı prensiplerim sebebiyle reddettim. Daha vegan olmaya başlamanın ilk gününde diyetimi bozarsam hep bir bahane bulabilirim ve erteleye erteleye asla bu kararı hayata geçirmek mümkün olamaz diye düşündüm. Bu arada bu yaptığımı hangi arkadaşıma söylediysem irademe ve kendime hakim olabilme yeteneğime hayran kaldılar. (Amerika'daki okuyan benim gibi Türk öğrencilerbunun gerçekten nasıl zor bir karar ve nefsine hakim olma olduğunu anlayacaklardır. Amerika'da kaç kere, nerede taze, elle açılmış mantı bulunur ki?)

2. irade testi: Vegan'lığımın başladığı günün akşamı (aynı gün) bir arkadaşımın evine yemeğe davet edildiğimde gecenin bir yarısında başka arkadaşlarımın oturup üşenmeden künefe yapması. Yine üzerinde dumanı tüten, peyniri erimiş künefenin önüme getirilmesi. Ve benim içinde peynir var diye reddetmek zorunda kalmam. Bu da sanırım bu hafta verdiğim en zor kararlardan ikincisiydi.


Özetle vegan haftamı layıkıyla, prensiplerime uygun olarak ve arada kaçamaklar yapmayarak bitirmiş bulunmaktayım! Kendimle gurur duyuyorum, hiç olmazsa baştan böyle yapacağım deyip sonradan vazgeçmediğim için! Ama böyle bir hayat tarzının kesinlikle bana uygun olmadığına karar verdim. Kısacası çıkarttığım başlıca ders şu:

İnsan hiç bir şeyden kendini tamamen mahrum bırakmamalı. Hayat bunu yapmak için çok kısa. Et de, süt de, yoğurt, yumurta ve tereyağı dahi yemeliyiz. Ancak herşeyin sınırını bilmek lazım. Süt, yoğurt ve peynirde yarım yağlı/az yağlı olanları tercih edip, kırmızı eti ve yumurtayı da haftada 2 kereden fazla yememek lazım. Daha çok balık eti, hindi eti gibi etlere yönelmek sağlığımız açısından çok daha yararlı olacaktır. Sebze, meyve, bakliyat ve fındık-fıstık tüketimimizi arttırmak kan değerleri (kolesterol, trigliserit) açısından çok yararlı.

Bir de bir şeyin gerçeğini ama daha az miktarlarda yemek çok daha sağlıklı. Mesela pilava yarım kalıp margarin yerine, küçük bir tatlı kaşığı tereyağı ve zeytinyağı karışımı koymak. Ya da soya proteininden yapılmış kocaman yapay bir hamburger köftesi yerine 2-3 küçük gerçek kıymadan yapılmış köfte yemek. Eğer sınırında yenirse hiç bir şey zararlı değil. Doğanın ve hayvanların bize sunduğu nimetlerden faydalanmak gerekiyor.

Ayrıca, bazen kendimize izin de verebilmeli, 'sağlıksız' gibi görülen şeyleri de yiyebilmeliyiz, çok aşırıya kaçmadığı sürece. Mesela ben yazın Türkiye'ye gidince lahmacun, iskender, kazandibi, simit, ayran...vs. gibi bilimum burada bulamadığım her şeyi yer miyim? Büyük bir afiyetle yerim :-)


Vegan'lara da Allah sabır versin!!


Thursday, April 10, 2008

5. gün - Perşembe

Bugün vegan diyetime başladığım günden beri motivasyonumun en düşük olduğu günlerden biriydi. Sanırım artık yediklerimin bu denli sınırlanması beni sıkmaya başladı. Yine de nispeten farklı şeyler yedim bugün (Yaratıcılığıma şaşırıyorum nasıl bu denli kısıtlı seçeneklere rağmen her gün farklı şeyler bulup yiyebiliyorum diye!)

Kahvaltı: Bir dilim ekmek, biraz zeytinyağı ve bir kaç zeytin.

Ara öğün: Bir muz, nane çayı

Öğle yemeği: Nohutlu pilav, yanında limonata

Akşam film izlerken biraz da patlamış mısır yedim. (Kendim tencerede yaptım, çok az bitkisel (kanola) yağla, yani mikrodalgada yapılan ve o iğrenç tereyağı kokulu patlamış mısırlardan değil)


Bugün ilk defa akşama doğru kendimi bayağı bitkin ve halsiz hissettim. Sanırım vücudum protein, demir ve kalsiyum azlığına isyan ediyor sonunda. Eğer yarın sabah kalktığımda da böyle hasta gibiysem vegan rejimimi erken bitirmek zorunda kalabilirim.

Bu arada gerçekten zor bir şeymiş vegan olmak, bunu da öğreniyorum. Ben bir hafta uygulamakta güçlük çekiyorum, bunu hayat boyu yapanlar var! Allah sabır versin diyorum sadece :-)

4. gün - Çarşamba

Yediklerim:

Kahvaltı: İrmik muhallebisi (Cream of wheat), bir muz

Ara öğün: Kepekli ekmek üzerine fıstık ezmesi, portakal suyu

Akşam yemeği: Barbekü soslu tofu, lahana, soya peynirli makarna, tatlı olarak vanilyalı soya sütü


Sindirim sistemimin hızlanmasının yanısıra sanırım kafein de kullanmadığım için uyku kalitem arttı. Yalnız yediklerim artık tofu ve soya sütü etrafında dolanıyor, çünkü protein alınabilecek fazla başka bir kaynak yok. Sürekli aynı şeyleri yemek zorunda olmak vegan'lar için en sinir bozucu şey olmalı. Vegan haftamda 3 gün kaldı, bakalım başka neler bulup yiyebileceğim? :-)

Tuesday, April 8, 2008

3. gün - Salı

Vegan haftam bütün hızıyla devam ediyor. Bugün yediklerim:

Kahvaltı: Bir portakal, az tuzlu bir kase yulaf lapası (oatmeal)

Öğle yemeği: Domates soslu makarna (dünden kalan)

Ara öğün: Bir muz ve bir avuç ceviz içi, naneli bitki çayı

Akşam yemeği: Tavada tofu ve karışık sebzeler (stir-fry), haşlanmış pirinç


Sindirim sistemim iyice hızlandı. Yediğim şeyleri gitgide daha kolay sindirebildiğimi hissediyorum. Haftanın geri kalanının da böyle geçeceğini tahmin ediyorum.


Monday, April 7, 2008

2. gün - Pazartesi

Veganlıkta ikinci günümde, nispeten farklı yiyecekler bulup yiyebildim. Çok fazla su içiyorum ve hayvansal gıda almıyorum. (bu arada her türlü et, süt ürünleri, peynir, yoğurt, tereyağı ve baldan kaçındığımı söylemekte yarar var, bal da hayvansal gıda sayıldığı için vegan'lara yasak) Sanırım bu yüzden sindirim sistemim hızlandı bayağı. Yani sindirime giren herhangi bir şeyin metabolize olma hızı çok daha arttı. Et yedikten sonra olan o tıkanma hissi yok kesinlikle. Çünkü her türlü hayvansal gıda sistemi yoruyor. Arada bir vücudumuza böyle bir dinlenme hakkı vermek çok önemli bence. Bugün neler yedim:

Kahvaltı: Bir dilim kara ekmek üzerine fıstık ezmesi, bir bardak portakal suyu, daha sonra limonlu bitki çayı.

Öğün arası: Bir dilim ekmek üzerine acılı domates ezmesi, bir avuç antep fıstığı.

Akşam yemeği: Domates soslu bir tabak kepekli makarna ve büyük bir tabak yeşil salata (romaine lettuce denen koyu renkli marul cinsinden). Tatlı olarak bir tane kestane şekeri :-)


Görüldüğü gibi bugün sadece iki ana öğün yiyebildim, sanırım öğün arasını geç yediğimden, akşam yemeğini de saat 6 civarında yedim. Bu arada şu anda saat 10 buçuk ve birazdan yatıyorum, çünkü gerçekten uykulu hissediyorum kendimi. Belki bu da vücuttaki değişimin bir göstergesidir! Tabii hiç kafein kullanmıyor olmanın getirdiği bir etki de olabilir. Eğer sabah tahmin ettiğim gibi 6da kalkabilirsem çok iyi olur. Bakalım yarın nasıl geçecek?

Sunday, April 6, 2008

1. gün - Pazar


'Vegan' olarak geçirdiğim ilk gün hiç de kötü değildi. Aşırı bir açlık hissi ya da rahatsızlık duymadım. Ama gerçekten yeme alışkanlıkları kısıtlanınca insanın yediği şeyler de çok değişiyor. Hayvansal gıda yiyemeyince insan ister istemez daha çok sebze-meyve yemeye yöneliyor. Ayrıca ilk defa bir 'yiyecek günlüğü' oluşturmamı da sağladı bu deneyim. İşte bugün bir vegan olarak evde ve dışarıda bulup yediklerim:



Kahvaltı: Bir küçük kutu soya sütü, bir avuç fındık-badem-antep fıstığı karışımı, bir dilim ekmek, 7-8 yeşil zeytin.


Ara öğün: İki küçük muz, bir salkım üzüm.


Öğle yemeği: Kepekli ekmeğe sebzeli (domates, marul, salatalık, yeşil biber, turşu...vs.)sandviç, yarım küçük paket patates cipsi.



Akşam yemeği: Fasulye çorbası, kepek ekmeği ve humus.



Bu arada bu hafta boyunca akşam 7den sonra yemek yemiyorum, ve hiç kafein de almıyorum.

Bakalım haftanın geri kalanı neler olacak? Merak içindeyim :-)




Saturday, April 5, 2008

Yeni bir deney





Bugün merak edip internette 'Veganism' yani vejeteryanlığın uç noktası olan hareket hakkında biraz araştırma yaptım. Vegan olan biri, hayvansal hiç bir ürün yiyemiyor. Yani etin yanında süt, yumurta, yoğurt ve türevlerini de yemiyor. 'E geriye ne kaldı ki?' diye sorduysanız kendinize (ki ben sordum) bütün baklagilleri, makarna, pirinç, ekmek, bütün sebze ve meyveler, fındık-fıstık ve türevleri, soya ürünlerini yiyebiliyorlar. Sanırım en çok yedikleri ve içtikleri şey soyadan yapılan tofu ve soya sütü. Kulağa çok garip gelse de ben de bir iki sene önce soya sütü içmeye başladım ve tadına bayağı alıştım. Özellikle vanilyalısı çok leziz ve benim gibi laktoz toleranssızlığı olan insanlar için çok iyi bir alternatif.

Kendimi bildim bileli yoğurt, peynir ve yumurtaya bayıldığım ve bunların insana bahşedilen en leziz yiyeceklerden olduğunu düşündüğüm için sanırım asla 'vegan' olamam. Ama bu hafta bir deney yaparak bir haftalığına 'vegan' olmaya karar verdim. Bakalım sindirim sistemim, uyku düzenim ve genel ruh halim bundan nasıl etkilenecek? İlginç bir deney olarak yediklerimi ve o günkü hissettiklerimi her gün blog'uma bir kaç cümle de olsa yazmaya karar verdim. Bakalım bu deney nasıl gidecek? Yarın başlıyorum :-)

Tuesday, February 19, 2008

Sağlıklı içecek önerileri


Her gün yediklerimize dikkat ediyoruz belki ama ya içtiklerimiz? Çoğu araştırmaya göre Amerika'da obezitenin baş sorumlularından biri, hatta belki de en önemli sorumlusu aşırı şeker yüklü gazlı içecekler ve meyve suları. Her gün garip gazlar, kimyasallar ve şeker dolu tonlarca sıvı tüketiliyor bu ülkede.

Küçüklüğümden beri, kendimi bildim bileli bizim eve misafirlerin geleceği zamanlar dışında kola ya da herhangi bir şekerli gazoz girmemiştir. Olur da misafir gelecek diye alınırsa, birazı açılır ve koca şişenin geri kalanı büyük bir olasılıkla 10 gün sonra lavabodan aşağı dökülür. Bu yüzden sağlıklı içecek alışkanlıklarını büyürken zaten kazanmışım, onu farkettim. Bence anne-babalar çocuklarının içtikleri konusunda çok dikkatli ve seçici davranmalı. Küçük yaşta bol şekerli içeceklere alışan çocuklar büyüdüklerinde bu alışkanlıktan vazgeçemiyor ve obeziteye doğru giden yola çoktan girmiş olabiliyorlar maalesef.

Kendi tecrübelerimden ve beslenme konusundaki araştırmalarımdan vardığım sonuç şu: Sağlıklı içecekler sıkıcı ya da tatsız olmak zorunda değil. Peki bizi bombardımana tutan içecek çeşitliliği karşısında biz ne yapabiliriz? Kendimize ve vücudumuza çok daha iyi bakabilmemiz için işte bir kaç sağlıklı içecek önerisi:

- Herşeyin başında tabii ki su geliyor. Buzlu ya da oda sıcaklığında, hatta sıcak su bile içilebilir, ancak günde en azından 5-6 bardak su içmek şart. (Gerisi çorba, meyve, sebze ve diğer yiyeceklerden alınabiliyor)

- Maden suyu / soda. Eğer sadece maden suyu size çok yavan geliyorsa içine bir dilim taze limon atın, çok daha güzel ve değişik bir tadı oluyor.

- Şekersiz siyah çay / yeşil çay. Eğer kafeinden vazgeçemiyorsanız kahve yerine bu seçeneklere yönelmenizi öneririm. Sıcak ya da buzlu olarak tüketebilirsiniz.

- Mutlaka meyve suyu içmek ya da meyve tadı almak istiyorsanız büyük bir bardağın beşte biri kadarına vişne suyu ya da herhangi bir meyve suyu koyup geri kalanını soda ile doldurun. Hem alacağınız kaloriler büyük ölçüde azalmış olacak, hem de kendinizi yine Fanta, meyve suyu ya da benzeri bir içecek içiyormuş gibi hissedeceksiniz.

- Ayran. Hem kalsiyum açısından zengin, hem de sindiriminize yararlı bu içecek aynı zamanda susuzluğu da çok başarılı bir şekilde kesiyor. Piyasada hazır satılanlar fazla tuzlu olduğundan, kendi yoğurdunuzla, evde yapmanızı öneririm.

- Süt. Yine kalsiyum açısından çok zengin olan bu içecek aynı zamanda protein de içeriyor ve doygunluk hissi sağlıyor. Yalnız en azından yarım yağlı olanlardan almanızı öneririm.

- Evde taze sıkılmış portakal suyu ve nar suyu karışımı. Meyveleri sıktıktan sonra en geç yarım saat içinde içerseniz hem vitamin ve antioksidanlardan en iyi şekilde faydalanmış, hem de bu mucizevi karışımı en lezzetli halindeyken tüketmiş olursunuz.

- Her çeşit bitki çayı. Şeker katmadığınızda kalorisi sıfır olduğu gibi, hem günlük sıvı alımınıza katkıda bulunmuş, hem de bu bitkilerin iyileştirici özelliklerinden faydalanmış olursunuz. Benim en sevdiğim ve en yararlı olduğunu düşündüğüm bitki ve meyve çayları: Nane, kekik, papatya, ıhlamur, kuşburnu, elma (tarçınlı).


Unutmayalım ki vücudumuzun yüzde 60'ı sudan oluşuyor. Susuzluğa çözüm buz gibi bir bardak kola, enerji verdiği iddia edilen garip kafeinli içecekler, ya da şeker yüklü meyve suları değildir. Susuzluğa en iyi çözüm sudur.

Kendinize iyi bakın, sağlıkla kalın! :-)

Thursday, June 7, 2007

Güne güzel başlamak



Güne güzel başlamak ne kadar önemli ve ne kadar çok etkiliyor günümüzü. Genelde sabahım nasıl geçerse bütün günüm de öyle geçiyor. Sabah sabah günümüzü neler güzelleştirebilir?




-İki bardak su içmek (Vücudunuz bütün gece terleyip, ısınıp susuz kaldığından çok ihtiyacı vardır bu suya)

-Taze meyveler yemek (Sabah insanın midesini hem rahatlatıp hem de içinizi ferahlatır meyveler)

- Eğer vaktiniz varsa 20-25 dakika vücudunuzu esnetecek hareketler yapmak. (Ben Gaiam'ın A.M-P.M Stretch'ini kullanmaya başladım. İnanın ayırdığınız vakte değiyor. Kendinizi inanılmaz gevşemiş ve rahatlamış hissediyorsunuz, vücudunuzun duruşu bile değişiyor)

- Sabah kalktıktan sonra evde yalnız olsanız bile sevdiğiniz insanların sesini telefonla kısa süre de olsa duymak. Ben bu sabah anneanne ve babaannemi aradım, dualarını aldım. Duanın pozitif gücü gerçekten de inanılmaz ölçüde iyi hissettiriyor kendinizi:)

- Pencereyi açıp hiç olmazsa bir kaç kez derin nefesler almak. Derin nefes alıp vermenin stresi büyük ölçüde azalttığı kanıtlanmış durumda.

- Herşeyden önemlisi: 'Bugün herşey çok yolunda gidecek ve çok keyifli olacak' diye pozitif düşünmek. Böyle düşünmezseniz, daha sabah sabah güne karamsar başlarsanız bütün gününüzün de öyle geçmesi kaçınılmaz.

İyi ve mutlu günler! :)

Tuesday, May 1, 2007

Suşi gecesi



Kurduğumuz sofranın fotoğrafları:) Yeni mutfaklar ve tatlar denemeyi çok seviyorum!



Fotoğraftakiler: Deniz yosunu salatası, zencefil turşusu, wasabi, spicy salmon roll (baharatlı somon balığı), spicy tuna roll (baharatlı ton balığı) Suşilerin bu şekilde sarılıp yapılanlarına 'Maki sushi' deniyor.





Bu fotoğrafta: Yasemin çayı (içinde durduğu çaydanlık, 'tetsubin' denen Japonların özel dökme demir çaydanlıklarından), ortada maki roll'ları, ve appetizer olarak da miso çorbası



Miso çorbasının yakından görünümü: Bunu ben yaptım :) 'Soy Paste' adında yoğunlaştırılmış bir macunun suda eritilerek ısıtılmasından ibaret (bizdeki tarhana çorbası mantığı gibi) İçine kestiğimiz tofu küplerini attık ve bir 15 dakika daha pişirdik. Bildiğiniz gibi tofu da soyadan oluştuğu için bu çorba gayet doyurucu. Normalde içine yeşil soğan doğranıyor ama ben evde o olmadığından maydanoz koydum, o da gayet güzel oldu.

Japonların neden kilo almadıkları belli oluyor. Böylesine yağsız ve sade, hafif yemekler ve küçük porsiyonlarla insan kilo mu alır?


Yaşasın yemek yemek! :)

Thursday, April 12, 2007

İçecekler ve biz

Gün içinde aldığımız kalorilerin ne kadarını içeceklerden aldığımız ve neleri tercih edip nelerden kaçınmamız gerektiği üzerine bugün New York Times'da okuduğum yararlı bir yazı:

You are also what you drink

Wednesday, March 21, 2007

Neredeyse vejeteryan



Şunu itiraf edeyim ki hiç bir zaman 'et sevmem, yiyemem' diyen insanlardan olamadım. Hatta hayatım boyunca hep uzun bir süre et yemediğimde canımın et çektiğini ve özellikle et yemek istediğimi bilirim. Bu olayı kandaki demir oranı azlığıyla, insanın kan grubuyla, yaşam biçimiyle... vs. açıklayanlar var. Açıklaması ne olursa olsun ben 'etobur' bir insanım ve et yemediğim zaman kendimi tam da doymuş hissetmiyorum. (ya da hissetmiyordum demek daha doğru olur şu an için)

Bütün bu alışkanlıklarım yavaş yavaş değişti çünkü öncelikle Amerika'daki et endüstrisinin nasıl çalıştığını ve hayvanlara nasıl davranıldığını çok detaylı olarak izleme fırsatı buldum, Chinin blogunda gördüğüm ve daha önceden bir kaç kişiden 'izlemelisin' diye tavsiye aldığım 'Earthlings' belgeseli ile. 1 buçuk saat uzunluğundaki bu belgesel, insanların hayvanlara ihtiyacının olduğu değişik sektörlerde (et, deri, evcil hayvan, sirk ve eğlence, bilimsel deneyler...vs.) nasıl davrandıklarını anlatıyor. Önceden söyleyeyim, eğer izlemeyi düşünüyorsanız, bu belgesel herkese göre değil, çünkü çok vahşi ve dehşetengiz görüntüler içeriyor. Bu belgeseli izlediğinizde kendi türünüzden (ya da en azından bunları yapabilen insanlardan) adeta tiksinecek duruma geliyorsunuz. Bu gibi zalimce davranışları dünya üzerinde sergileyebilen tek ırk olduğumuza inanmak istemiyorsunuz. Ama izleyebilen ve dayanabilecek herkesin izlemesini tavsiye ederim, gerçek bir 'eye-opener' (insanın gözlerini açıyor) Amerikalıların deyimiyle çünkü.

Gerek belgeselin etkisiyle, gerekse bulunduğum yerde organik ya da İslami usullere göre kesilmiş et bulmanın zorluğu sebebiyle et tüketimimi giderek azalttım ve neredeyse hiç et yemez bir durumda yaşıyorum iki haftadır. Arada balık eti ya da deniz ürünü yiyorum seyrek olarak, onun dışında tavuk ve kırmızı et tüketimimi yok sayılacak kadar azalttım. Sadece evde, kendim alıp pişirdiğim organik etlerden yiyorum ve genelde dışarıda yediğimde kesinlikle etli bir şeyler yememeye özen gösteriyorum. Bu iki haftada öğrendiklerimi paylaşmak istedim:

1- İnsan et yemeyince de gayet güzel yaşayabiliyor! Karnı da doyuyor.

2- Etin yerine koyabileceğiniz bir çok şey var: Yumurta, süt, yoğurt, soya sütü, tofu, baklagiller, fıstık ezmesi...vs. Hepsi etin içindeki proteinler ve demir açısından zengin yiyecekler.

3- Özellikle kırmızı eti azalttığınızda vücudunuz inanılmaz ölçüde rahatlıyor. Sindirim sisteminiz o ana kadar olmadığı kadar iyi çalışıyor.

4- Et yiyemediğiniz zamanlarda, özellikle dışarıda yiyorsanız, vejeteryan yemekler çok daha sağlıklı seçenekler oluyor. Restoranlarda et içermeyen yemekler ya bol sebzeli, zeytinyağlı yemekler ya da salatalar oluyor genelde. Böylece ister istemez 'sağlıklı' yiyorsunuz.

5- Ayrıca markete gittiğinizde şu ana kadar farketmemiş/keşfetmemiş olduğunuz bir çok sebze ve meyve çeşidini farkediyor, vejeteryan yemekler pişirmek için aslında ne kadar çok seçeneğiniz olduğunu anlıyorsunuz.

6- Özellikle kırmızı eti azaltmanızın kan değerlerinize katkısı çok büyük: Kolesterolü ve trigliseriti azaltmak, hayvansal yağ alımınızın azalması sonucu çok kolay bir hale geliyor.


Kendime 'neredeyse vejeteryan' olabilmeyi öğrettiğim için çok mutluyum, ve bence benim gibi 'etobur' olduğunu ve ete düşkün olduğunu bilen bir insan bile bunu yapabiliyorsa, herkes yapabilir!

Sağlıklı günler:)

Tuesday, February 27, 2007

Çikolatanın sarhoş edici büyüsü



Ön uyarı: Bu yazı dünyanın en keyif verici ve bağımlılık yaratıcı maddelerinden birine adanmıştır ve bu maddenin aşırı tüketimini tetikleyebilir, uyarmadı demeyin:)


Çocukluğumuzdan beri vazgeçemedik ondan, onu sevmeyene neredeyse hiç rastlamadık. Kahvenin çeşitli tonlarındaki renklerinde, o başdöndürücü kokusu ve tadıyla her yerde karşımıza çıktı ve bizi yoldan çıkardı her seferinde. Bu da yetmezmiş gibi kendine bağladı bizi, bir süre yemediğimizde canımız onu istedi durup dururken mesela, şaşırdık kendimize ne zaman girmiş kanımıza böyle diye. Ne olursa olsun o vazgeçilemez bir tat ve keyifti, insana sunulan en büyük armağanlardan biriydi ve onsuz yaşamın çok da fazla tadı olmazdı.

Çikolata ilk defa Maya ve Aztek uygarlıklarında keşfedilmiş ve o zamanlar bir içecek olarak tüketiliyormuş. Kakao çekirdekleri suyla karıştırılarak içilen bu içeceğe (kakaonun kendiliğinden olan acılığı sebebiyle) 'Chocolatl' yani 'acı, ekşi içki' deniyormuş. Ayrıca kulağa garip gelse de Aztekler bu içeceği içine acı biber ve baharatlar katarak içiyorlamış. Kakaoyu tatlandırmayı ilk İspanyollar akıl etmiş ve ancak 100 yıl sonra, 17. yüzyılda bu güzel içecek Avrupa'ya yayılabilmiş.




18. yüzyılda İngilizler kakaonun içine süt katarak bildiğimiz çikolataya daha çok yaklaşmışlar, 1876'da ise İsviçreliler (kanımca dünyanın en güzel çikolatalarını yapan insanlar:) sütle çikolatayı birleştirerek bildiğimiz çikolataları yapmışlar.

Şu anda dünyadaki çikolata üretiminin çoğu Amerika (Hershey's, Kraft Foods, Mars Incorporated), İngiltere (Cadbury), İtalya (Ferrero SpA) ve İsviçre'de (Nestle) yapılıyor. Ayrıca çikolatanın beyinde mutluluk hormonu 'serotonin'in salgılanmasını tetiklediği ve içindeki kafein dahil bir çok maddenin bağımlılık yaptığı da kabulu edilen bilimsel gerçekler arasında.

Kendimi bildim bileli çikolatanın sarhoş edici büyüsüne karşı koyamadım, ve mümkün olduğunca çok çikolata çeşidinden tattıktan sonra siyah çikolata (dark ya da bittersweet deniyor Amerika'da) karar kıldım. Sevdiğim çikolata ve çikolatalı şekerleme çeşitlerini en sevdiğimle başlamak üzere sırasıyla paylaşmak istedim:

1- VosGes truffle'ları



Bu elyapımı özel hazırlanan truffle'ları tek kelimeyle özetleyebilirim: İnanılmaz. VosGes firması Amerika'da bir kaç büyük şehirde şubesi olan çikolata 'butik'leri açmış, ve çikolatanın içine hiç tahmin etmeyeceğiniz bir çok şeyi karıştırarak inanılmaz güzellikte tatlar yaratıyorlar. Wasabilisinden tutun da siyah susamlı, acı biberli, paprikalı, zencefilli, anasonlu, körili, kalamata zeytinli çikolataya kadar! Bildiğimiz çikolata kavramının çok dışına çıkıyorlar ancak kulağa garip gelse de bir kez denedikten sonra bağımlısı oluyorsunuz bu çikolataların. Ayrıca çikolata barları da var, ben şahsen %70 kakao oranında olan ve Meksika acı biberi içeren 'Oaxaca bar'ına bayıldım.

http://www.vosgeschocolate.com 'dan bu sihirli dünyaya dalabilirsiniz, Amerika'daysanız sipariş verebilirsiniz.

2- Lindt %70 Kakao oranlı çikolatası



Bu çikolatayı ilk denediğimde 'İsviçreliler bu işi biliyor' demiş ve bağımlısı olmuştum. O andan sonra da bu %70 kakao oranındaki siyah çikolata benim klasik çikolatam oldu. Nereye gidersem, hem Amerika'daki evimde hem de İstanbul'da bu çikolatadan mutlaka bulunduruyorum kriz anları için :) Zaten bir kez siyah çikolataya alıştınız mı bir daha sütlüsüne dönüş yapamıyorsunuz. Gerçek çikolata sevenlerin tercihi genelde bu oluyor.


3- Lindt Intense Orange %70 Kakao



Bu da yukarıdaki çikolatanın portakal kabukları ve bademlerle süslenmiş hali. Kokusu ve tadıyla portakal ve çikolatanın nasıl güzel bir uyum oluşturduğunun kanıtı. Çayla inanılmaz güzel yakışıyor ve yine İsviçrelilere teşekkür etmemizi gerektiriyor bu da:)

4- Godiva Sıcak Çikolata tozu




Godiva'nın çikolatalarını çok fazla sevemesem de kakao tozu içtiğim en güzel sıcak çikolatayı keşfetmemi sağladı. Buz gibi bir kış gününde eve gelip sıcacık bir fincan sıcak çikolata içmek gibisi yoktur!

5- Ghirardelli Karamel dolgulu kareler



Ghirardelli'nin de sütlü çikolatalarını çok sevmesem de içine karamel doldurulmuş minik kareler şeklinde sattığı bu çikolataları gerçekten çok başarılı olmuş. Bir oturuşta çok fazla kalori de aldırmadığı için (küçük boyutta kareler halinde geldiği için) kilosuna dikkat etmek isteyenler için ideal:)

6- Ferrero Rocher çikolata topları



İçindeki bütün fındığı, gofret gibi çıtır çıtır bir maddeyle kaplı oluşu ve fındık parçalarıyla bu minik toplar sanki başlı başına küçük bir ziyafet gibi gerçekten. Çikolatanın içine bir şeyler karıştırma taraftarı değilimdir pek genelde ama bu versiyon gerçekten çok başarılı olmuş. Dikkat edin bir oturuşta birden fazla yeme ihtimaliniz çok fazla! :)

7- Nestle After Eight naneli çikolata



After Eight'i bilen bilir. Yıllar önce içinin ferahlatıcı nane püresi tadıyla, dışındaki ince siyah çikolata kaplaması ve zarif, teker teker sarılmış kareleriyle bize nane ve çikolatanın ne kadar güzel uyabileceğini gösterdi birbirine. Bazıları 'Aristokrat çikolatası' bile der ona. Yurtdışı ziyaretlerinde Türkiye'ye götürülen başlıca hediyelerdendir.

8- Ülker Bitter Çikolata



Ülker'in de bir Türk markası olarak bitter çikolata üretiminin altından başarıyla kalktığını düşünüyorum. Her ne kadar kakao oranı %52 olsa da şu anda bence Türkiye'de en yenilebilir siyah çikolatayı Ülker üretiyor. Nestle'nin siyah çikolatasını denedim Türkiye'de ve hiç beğenmedim. Amerika'da ise Herhey's çikolatası tam bir hayal kırıklığı.

9- Nestle Raisinettes



Kuru üzümleri teker teker çikolataya daldırırsanız ne olur? Şaşırtıcı derecede lezzetli ve aynı zamanda da tabii ki çok kalorili bir tatlı çeşidi! Amerika'da keşfettim Nestle'nin bu güzel lezzetini ama kısa sürede o da bağımlı olduğum tatlar arasına girmeyi başardı. Tek avuntum içinde kuru üzüm de olduğundan arada yararlı bir şeyler de yiyorum düşüncesiyle kendimi kandırmak:D

10- Milka yoğurtlu-çilekli



Üniversite yıllarımızın favorisiydi bu çikolata da. Amerika'da bulunamıyor ama eğer Türkiye'deyseniz ve hala yemediyseniz kaçırmayın derim bu tadı, o zamanlar kalıp şeklinde alıp oda arkadaşları arasında paylaşılırdı yurtta kaldığım zamanlarda. Ne günlerdi:) Üniversitenin son yıllarında aldığım kiloları ben bu çikolataya borçluyum:D


Aslında sevdiğim o kadar çok çikolata çeşidi var ki hepsini yazmaya kalksam saatler alır, ancak bunları en çok sevdiklerim şeklinde sıralamak istedim. Ne de olsa çikolata hayatımızda hep vardı ve hep olacak. En neşeli anlarımızda, hep birlikte ya da yalnızken bizi mutlu etmeye, o güzel kokusu ve tadıyla başımızı döndürmeye devam edecek.

Bol çikolatalı ve mutlu günler:)

Sunday, February 4, 2007

Doğru beslenmek, sağlıklı yaşamak




Obezitenin dünya üzerinde en yaygın olduğu ve şişmanlığın az görülen bir vakadan çok normal sayıldığı bir ülkede yaşıyorum. Porsiyon büyüklüklerinin neredeyse 3 kişiyi doyuracak miktarda hazırlandığı, 'hızlı yemek' kültürünün yaygın olduğu ve sağlıksız seçeneklerin sağlıklı olanlardan çok daha kolay ve erişilebilir olduğu bu ülkede 'sağlıklı' beslenebilmek için gerçekten de büyük bir çaba harcamak gerekiyor.

Sağlıklı beslenmenin sadece 'rejim yapıyorum bu hafta hiç bir şey yiyemem'den öte bir yaşam tarzı değişikliği olduğunu, insanların alışkanlıklarını tümden değiştirmeleri gerektiğini farkettiğim zaman sanırım işin püf noktasını kavradığımı anladım. Gördüğümüz rejimler, diyetler, hızlı kilo verme yolları....vs., hepsi de insanların zayıflama isteklerini kullanarak para kazanmayı amaçlayan tuzaklar. Gerçekten zayıflamak isteyen bir insanın yapması gereken tek bir şey var: Kalori alımını azaltıp kalori harcamasını arttırmak! Ve maalesef vücudunuzun dengesine zarar vermeden kilo vermenin 'kolay ve hızlı' bir yolu yok! Bu gerçeği bilmelerine rağmen çoğu insan kolay yoldan hızla kilo verebilmek için bu sahte diyetlere, metabolizma hızlandırıcı haplara, şuruplara...vs. tonlarca para harcıyorlar maalesef.

Vücudumuz sahip olduğumuz en karmaşık alet, o yüzden ona çok iyi bakmamız, bir 'çöp torbası' gibi ne bulduysak içine atmamamız gerekiyor. Bu karmaşık ve güzel sisteme layık olduğunu vermeliyiz, ne yediğimize, ne içtiğimize özen göstermeliyiz. Ben günlük hayatımda bunu mümkün olduğunca yapmaya çalışıyorum, ve kendi alışkanlıklarıma da dayanarak sağlıklı beslenme için ipuçları vermek istedim blog'umda, umarım yardımcı olur:

Moonshine'ın sağlıklı beslenme rehberi:

- Alışveriş yaparken eve vücudunuza yarar getirmeyecek hiç bir şeyi almayın, özellikle bir oturuşta bitirdiğinizi bildiğiniz cips, kurabiye, şeker....vs. gibi abur-cuburdan eve hiç sokmayın. Eğer evde bunlardan yoksa, dalgın bir anınızda yeme ihtimaliniz sıfıra düşüyor!

- Her mevsim, o mevsimin meyvelerinden bir kaç çeşitten mutfak tezgahınızın üzerinde (ya da buzdolabının orta rafında, ya da kolayca görebileceğiniz ve elinizin altı olan herhangi bir yerde) bolca bulundurun. Canınız bir şey atıştırmak istediğinde seçiminiz bir meyve olsun mesela.

- Suyun en iyi içecek olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Gün içinde en az 8 bardak (mümkünse 10 bardak) su ya da sıvı alımını ihmal etmeyin. Kafeinli içecekleri en aza indirmeye çalışın, bunlar vücutta var olan suyu dışarı atarak vücudu kurutur. Suyun vücudunuza ne kadar iyi geldiğini hatırlatması açısından bir haftadır sulamadığınız menekşenizin haline bir bakın, sonra sulayıp bir kaç saat sonra tekrar bakın!

- Gazlı içeceklerden ve gazozlar gibi şeker deposu içeceklerden ise tamamen uzak durun! Meyve suları da sağlıklı görünse de sandığımızdan çok daha fazla şeker ve kalori içerir, içindeki koruyucu maddeler de cabası. Meyve suyu içmek yerine o meyveden yiyin (mesela portakal suyu içmek yerine bir portakal yiyin). Bu sayede meyvenin içerdiği lif ve posadan da yararlanabilir vücudunuz.

- Kendinizi hiç bir şeyden tamamen mahrum bırakmayın. Çok sevdiğiniz tatlı, abur cubur...vs varsa arada bir küçük bir porsiyon onlardan da yiyin. Benim gibi çikolata düşkünüyseniz kendinizi ödüllendirmek için mümkün olan en yoğun siyah çikolatadan (%70 kakao oranı) alıp iki parça yiyin mesela. Siyah çikolata hem antioksidanlar açısından çok zengin, hem de çok yoğun olduğu için birazcık yemek bile yetiyor çikolata yeme isteğimizi tatmin etmeye. Amerika'da benim tercihim Lindt'in Extra Dark %70 kakao oranında çikolatası, Türkiye'ye gittiğimde gördüm ki Ülker de bunun bir benzerini çıkarmış şimdi Gusti diye, o da %70 kakao oranlı ve bence gayet başarılı olmuş.

- Her şeyde olduğu gibi yeme tarzınızda da arada istisnalar olabileceğini, ama önemli olanın günlük yeme alışkanlıklarının aynı kalması ve değişmemesi olduğunu unutmayın. Bir yemekte çok fazla kalori aldınız diye moralinizi bozup kendinizi bırakmayın. Önemli olan 'sağlıklı beslenme' tarzınıza ertesi sabah geri dönebilmektir, aklınızdan çıkarmayın.

- Basit karbonhidratlar yerine 'kompleks karbonhidratlar' denen gruptan beslenin, tam tahıllı ekmeği beyaz undan yapılmış ekmeğe tercih edin. Sanılanın aksine bu iki tip ekmeğin de kalorileri aynıdır, ancak tam tahıldan yapılmış olan ekmekler insanı çok daha uzun süre tok tutup kan şekerinin ani düşüşlerini engeller.

- Dışarıda yeme alışkanlığınızı mümkün olduğunca aza indirgeyin. Kendi pişirdiğiniz yemeklerde içine ne kadar yağ, tuz, şeker...vs. koyduğunuzu bildiğinizi, porsiyon büyüklüğünü de kendiniz çok daha iyi ayarlayabileceğinizi unutmayın. İnsanların çoğu çok daha az para harcayarak çok daha sağlıklı beslenebileceğini unutuyor çoğunlukla.

- 'Çorbanın gücü'ne inanın. Yaz kış, yemeklerden önce yiyeceğiniz sıcak bir kase çorbanın hem sıvı alımınızı arttıracağını ve tokluk hissinizi çok daha çabuk getireceğini bilin. Özellikle sebze ve baklagillerden yapılan çorbalar hem kalori açısından düşük, hem de gerçekten doyurucu oluyor.

- Kahvaltınızı mutlaka yapın, ancak unutmayın ki işe ya da okula giderken çayın ya da kahvenin yanına aldığınız simit, poğaça, Amerika'daysanız muffin ya da donut...vs. gibi şeyler kahvaltı değildir! İyi bir kahvaltıda protein (yumurta, süt, yoğurt...vs.) ve karbonhidrat (portakal, muz, elma, kepekli ekmek...vs.) dengesi iyi kurulmalıdır. Tamamen karbonhidratlardan oluşan bir kahvaltı kan şekerinizi birden yükseltip bir iki saat sonra tekrar hızla düşmesine ve yeniden acıkmanıza yol açar!

- Yemek pişirirken kızartmalardan ve ağır, şuruplu tatlılardan, hamurişlerinden uzak durun. Mümkün olduğunca az tuz kullanın, yağ seçiminizi hep zeytinyağından yana kullanın. Akdeniz çevresindeki ülkelerde insanların sofralarındaki zeytinyağı mucizesi sayesinde sağlıklı ve uzun ömürler yaşadıklarını hatırlayın.

- Sucuk, salam, sosis gibi şarküteri ürünlerinden ve işlenmiş etlerden uzak durun. Kırmızı eti mümkün olduğunca seyrek yiyin, daha çok balık ve tavuk eti tüketmeye odaklanın. Et yerine bazı yemeklerde soya ürünlerini kullanabilirsiniz (tofu gibi).

- Akşam yemeğini yatmadan en az 3-4 saat önce yiyin. Benim gibi geç saatlere kadar ders çalışıyorsanız tabii ki acıkacaksınız, yatmadan önce hafif bir şeyler yiyin, bir bardak süt içebilirsiniz mesela ya da bir kase yoğurt yiyebilirsiniz. Kalsiyum açısından zengin olan bu yiyecekler hem protein içerikleriyle doygunluk hissi veriyor hem de iyi uyumamızı kolaylaştırıyor.

- Size her yönden, her şekilde saldırmaya hazır bekleyen ıvır zıvır-abur cubur canavarlarına karşı kendi silahlarınızı yanınızda taşıyın! Öğün aralarında atıştırmaktan vazgeçmenize gerek yok, ancak sağlıklı 'snack'ler yani atıştırmalıklar taşıyın yanınızda. Çantanızda her zaman bir elma ya da muz, bir avuç fındık ya da badem, küçük meyveli yoğurt, havuç dilimleri...vs. gibi sağlıklı snackler olsun. Kendinizi asla aç bırakmayın, sık sık ve az az yiyin.

- Yemeğinizi yerken çatalınızı arada sırada tabağın yanına koyup çevrenizdekilerle konuşun, etrafı izleyin...vs. Kısaca yavaş yavaş ve tadına vara vara yiyin, çok yeme olasılığınızı azaltacak, çünkü doyma sinyali mideden 20-30 dakikada ancak ulaşıyormuş beyine.

- Söylememe gerek var mı sanırım bilmiyorum artık tabii ki ama sağlıklı bir yaşam tarzı için başta olan gerekliliklerden biri: Sigaradan uzak durun, alkol alımınızı minimuma indirin. Özellikle bira, votka, viski...vs. gibi içkilerin birer kalori bombası olduğunu ve vücudunuza hiç bir yarar getirmedikleri gibi yüzlerce kaloriyi de beraberinde getirdiklerini aklınızda tutun. 'Sosyal içici'yseniz bir bardak kırmızı şarabı diğer içkilere tercih edin, artık herkes tarafından bilinen yararları ve antioksidan özellikleri sebebiyle. Bu arada sigaradan uzak durmanın sadece sigara içmemek değil, sigara dumanının havada asılı kaldığı her yerden uzak durmak olduğunu unutmayın.

Ve tabii ki bu beslenme ve yaşam tarzı önerilerine ek olarak spor yapma gerekliliği her zaman için var. Ancak gerçekçi olmak gerekiyor, biliyoruz ki çoğumuzun yaşam tarzı her gün spor salonuna gidip 1.5-2 saatimiz harcayarak spor yapmaya imkan vermiyor. Bunun yerine (özellikle kışın Chicago'da da havanın -30 derece gibi korkunç bir soğukluğa ulaştığı zamanlarda) yaptığımız başka küçük değişikliklerle hareketliliğimizi arttırabiliriz. Gün içinde bir yerden bir yere yapılacak 10 dakikalık kısa bir yürüyüş, 5. kata asansörle değil de merdivenden yürüyerek çıkmak, aynı ofiste çalıştığınız insanlara e-mail atmak yerine yanlarına kadar gidip konuşmak, otobüsten bir durak önce inmek...vs. gibi çok küçük değişikliklerle bile hareketlenebilirsiniz gün içinde. Bu tür değişiklikler için spor salonlarına tonla para ödemeye ve karmaşık makineler kullanmaya da gerek yok üstelik.


Eğer bu ipuçlarını ana hatlarıyla uygulayabilirseniz vücudunuzdaki ve ruh halinizdeki değişimi hissedeceksiniz. Ben, bu rehberdekileri kendi yaşamıma uygulayınca bir kaç sene öncesine oranla çok daha zinde ve enerjik hissettiğimi farkettim. Vücudumuz iyi çalışmıyorsa bizim kendimizi iyi hissetmemiz imkansız, ona iyi bakalım ki o da bizim için en iyi şekilde çalışabilsin. 'Yaşam kalitesi'ni yükseltmek gerçekten çok önemli ve sanıldığının aksine sağlıklı beslenmenin yolu pahalı ve zor yöntemlerden geçmiyor.

Friday, November 24, 2006

Şükran günü, dostlar, eğlence




Amerika'da toplam 4 günlük Şükran Günü (Thanksgiving) tatili dün başladı. Genelde Ameirkalılar bugünde ailelerini ziyaret edip, bütün günü evde geçirerek çok büyük bir akşam yemeği yiyorlar. Doğal olarak bu yemeğin ana öğesi hindi (bu yüzden bazen bu güne 'hindi günü' ya da 'Turkey Day' de deniyor) , ve yanında genelde Amerikanın güneyinde yenilen ve 'soul food' da denilen özel yiyeceklerden yeniliyor. Bunlar genelde patates püresi, cranberry (Türkçesi yabanmersini sanırım) sosu, haşlanmış mısır, ızgara sebze. ve yemeğin sonunda balkabağı tatlısı (genelde turta şeklinde)...vesaire gibi yemekler.

Şükran Günü'nün en önemli özelliği yemek yemek sanırım! Amerikalılar bugünde neredeyse bir aya yetecek kadar çok yemek yiyorlar. Zaten insanlar aileleriyle çok az birarada yemek yedikleri için bu onlar için özel ayrılmış bir 'aile vakti' gibi oluyor. Mesela ben Türkiyedeyken ailece sofranın başına oturup yemek yemek çok günlük, normal bir olaydı bizim için. Ama burada sadece kutlamalar ve tatillerde biraraya geliyor insanlar ve bu da yılda sadece bir kaç kez olduğundan, her biraraya gelişleri abartılı kutlamalarla süslemeye çalışıyorlar. Sanırım kültürlerarası farklar dedikleri bunlar olsa gerek..

Biz de dün Türk-Amerikan karışımı bir Şükran günü kutladık. Grubumuz Türktü ama yemekte hindi ve cranberry sosu da yedik mesela, buranın adetlerine uygun olsun diye. Bir de ben bugünün önemini 'Şükran' göstermek olarak algıladığımdan tabii ki yemekten önce bize verilen nimetler, sağlığımız ve birarada olduğumuz için şükrettik. Biliyorum bu bir yemek blogu değil ama o kadar çok yedik ki ve yemeklerimizde o kadar değişik mutfaklardan örnekler vardı ki, ben de bir 'yemek fotoromanı' hazırladım blog'um için:)


Yemeğimiz önce cips, guacamole ve salsa soslarıyla başladı.. (Meksika kökenli:)









Türk mutfağını temsil edenler tarhana çorbası, fasulye yemeği, köfte ve pilavdı. (hepsi de çok güzeldi bu arada:)

















Ve tabii ki Amerikan 'Şükran günü' geleneğinin temsilcisi ve günün başrol oyuncusu devasa hindi.. (sadece üçte birini yiyebildik) Ve yanındaki kapta 'cranberry sosu'













Hindinin kesilip biçilip sofraya geldikten sonraki hali:) Yanındakiler de kızarmış Brüksel lahanaları..Herşey çok lezzetliydi.












Bütün bunları yedikten sonra bir de üzerine taze ekmek, en sevdiğim Fransız peyniri olan Brie ve incir reçeli yedik! (sanırım bu da Fransız mutfağını simgeliyor) Yanında Türk çayı ve İngiliz çaylarının karışımından oluşturduğum bir çay içtik:)










Brie peynirinin açıldıktan sonraki hali, reçelle.. Sanırım bundan sınırsız miktarlarda yiyebilirim kendimi tutmasam:P















Meyveler ve çay...










Ve en son olarak, herşeyi yedikten ve yerimizden kalkamayacak duruma geldikten iki saat kadar sonra geceyi elmalı turta ve pecan pie denilen (cevize benzeyen bir tür meyve, resimde soldaki) turtadan dilimler ve üzerlerine konan vanilyalı dondurmayla bitirdik.. Sanırım daha bir ay hiç bir şey yemesem de yaşayabilirim:)


Bu yemeklerin arasında tabii ki güzel sohbetler, kahkahalar, şarkılar, türküler de vardı.. Elektro gitar ve bağlamadan oluşan bir orkestra eşliğinde türküler söyledik bağıra çağıra, sonra Zeki Müren bile dinledik:) Bu stresli ders haftasının ortasında çok dinlendirici oldu benim için Şükran günü.

İnsanın ailesinden çok uzakta, başka bir kıtada arkadaşlarının yanında kendisini ailesiyle bilikteymiş gibi hissetmesi, yani arkadaşlarının ona ailesi kadar yakın olabilmesi, sanırım eşi benzeri bulunamaz bir şey. Varolan en güzel hislerden biri bu sanırım. Dostlarımı seviyorum ve böyle bir günü hep birlikte yaşayabildiğimiz için çok mutluyum, çünkü haftanın geri kalanında ve önümüdeki iki hafta boyunca bu depoladığım enerjiye çok ihtiyacım olacak..