Showing posts with label doktora. Show all posts
Showing posts with label doktora. Show all posts
Friday, December 12, 2014
Mezuniyet - Bir son, bir başlangıç
Dünya üzerinde en çok sevdiğim insanlar (bir tek oğlum, o çok minik olduğu için evde, bir de kardeşim, okyanuslar ötesinde, iki adaş, bir onlar eksik), büyük bir katedralin içinde oturmuş beni bekliyor. Sevdiklerini bekleyen yüzlerce insanın arasında. Kalbim güm güm atıyor. Hani o çok önemli, o en mutlu günlerimizde, yaşam bir rüya dokusu kazanır ya.. İşte öyle. Herşey gerçeküstü, bir rüyanın içinde uçuyor gibiyim. Salonda herkes sıralanmış, numarasına göre. Tatlı bir heyecan herkeste.
Birden anons yapılıyor. Yürümeye başlıyoruz. Dışarıya çıkıyor, katedrale doğru yürüyoruz. Serin, ama yağışsız bir Aralık günü. Aralık ayı, hem doğduğum, hem eşimin doğduğu, hem tanıştığımız, hem de oğlumuzun doğduğu ay. Uğurlu ayımız. Bu rüya gibi günün de Aralık ayına denk gelmesi ne büyük, ne güzel bir tesadüf diye geçiriyorum içimden.. Yoksa tesadüf diye bir şey yok mudur hayatta?
Etrafımızda bir polis kordonu, sokağın karşısına geçip binaya giriyoruz. Tam yanımızda gayda çalan, iskoç etekli, tulum ve davullarla çok güzel bir müzik yapan bir grup müzisyen bize eşlik ediyor. Kapıdan giriyoruz. İçeride güzel bir org müziği çalıyor. Yerlerimize doğru yürürken herkes ayağa kalkmış kalabalık içinde kendi sevdiklerini, anne babasını arıyor gözleriyle. Biraz yürüdükten sonra sevdiklerimi görüyorum sol tarafta, heyecan içinde el sallıyorum onlara. Gözlerindeki gurur ve mutluluk beni daha da yukarılara çıkartıyor, artık bulutların üzerinde uçar gibi yürüyorum.
Yerimize oturuyoruz, tören başlıyor. Rektör ve mezuniyet konuşmasını yapan bilimadamı profesörün konuşmalarından sonra, diplomalar verilmeye başlanıyor. Bizim fakülteye geldiğinde sıra, sahnenin yanındaki perdelerin arkasına geçiyor, oradan sahnenin arkasına yürüyoruz. Ve işte sıra bize geliyor! Işıklar parlak, sahnede rektör, profesörler, dekanlar.. Ve benim ismim okunuyor.. Geleneklere yüz yıldan fazladır uyan üniversitem, töreninde de çok geleneksel. Sırtımıza bir asa ile dokunan profesör bize ileri adım atabileceğimizi söyledikten sonra, rektörün elini sıkıyorum, 'Tebrikler' diyor bana ve diplomamı alıyorum. Dönüp kalabalık içinde beni izlediğini bildiğim aileme doğru bir gülücük atıyorum, elimde bunca senenin emeğinin meyvesi olan bu belgeyle. Bunca emek, bunca uykusuz gece, bunca gözyaşı, bunca çaba.. Hayatta herşeyin bir bedeli var, ve hiç bir şey kolay elde edilmiyor. Ve bugün ben, çok şükür ki emeğinin meyvesini alabilmiş olmanın gurur ve mutluluğu içinde uçuyor gibiyim.
Yine uçar gibi adımlarla iniyorum sahneden, yerime dönüp oturuyorum. Törenin geri kalanında da hem koronun söylediği şarkılar, hem de okulunu bitirmiş olanların, mezunların sevinci birbirine karışıyor. Tören bitince yine müzik eşliğinde kalkıp kapıya doğru yürüyoruz.
Dışarı çıkınca, yüzüme çarpan serin Aralık havası, elimde diplomam, içimde bir coşku, bir mutluluk. Katedralin önündeki merdivenlerden iniyorum. Uçuyorum demek daha doğru olur, ayaklarım yerden kesildi kesilecek! Gayda müziği tekrar başlıyor. Bir süre bekledikten sonra içeriden çıkan kalabalıktan ayrılıp bana doğru gelen annemi görüyorum. Bir anda gözlerimden yaşlar boşanıyor. Senelerce biriktirdiğim bütün duygular gözlerimden sel olup mutluluk gözyaşları halinde akıyor. Anneme sarılıyorum sımsıkı, mis kokusunu içime çekiyorum. Şükrediyorum Allah'a, bana en sevdiklerimle birlikte bu güzel günü görmeyi nasip ettiği için.
Bugün hem bir yolun sonu, hem de başka bir yolun başlangıcı. Gözlerimde yaşlar, ıslak gözbebeklerimle gülümsüyorum kameralara. Hayatımın en güzel günlerinden biri.
Bugünü, bu anı, bu mutluluğu...hayatımın sonuna kadar unutmayacağım.
Ben mezun oldum!
Saturday, October 18, 2014
15 Ekim Çarşamba itibariyle
Doktor Moonshine oldum :) Destekleyen, dua eden, güzel mesajlar gönderen, düşünen, yanımda olan herkese sonsuz teşekkürler!
Bir maratonu bitirmiş olmanın yorgunluğu ve dayanılmaz hafifliği üzerimde, gülümsüyorum sürekli!
Sunday, October 12, 2014
Uzun bir yolun sonu
Bu blog'u okuyanlar, uzun süredir devam eden doktora maceramı bilirler. Daha önce nice safhasında doktoramın, okuyan, yorum yapan, destekleyen, inanılmaz içten ve samimi mesajlar gönderen okurlarım oldu. Sürekli bir iletişim içinde, sizinle doktoramın çoğu önemli adımını paylaştım.
İşte bu Çarşamba günü, o upuzun yolun sonuna geliyorum. Chicago saatiyle sabah 8:30da, Türkiye saatiyle saat 16:30'da doktora tezimin savunmasını yapacağım. Kasım'ın 14,ne kadar da tezimi son haliyle teslim edip, (inşallah) Aralık'ta mezun olacağım.
Bitiriyor olmanın düşüncesi bile gerçeküstü gelse de, inanılmaz duygu yüklüyüm. Hani dokunsanız ağlayacak gibi derler ya, aynen öyle. Bunca senenin emeği, uykusuz geceleri, gözyaşları.. Tünelin diğer ucuna varmış olduğumu idrak edememe hali, şaşkınlık, dalgınlık.. Ne ararsanız var yani :)
Sizden ricam, bu hafta ve özellikle Çarşamba günü bütün iyi dileklerinizi, pozitif enerjinizi, dualarınızı benden yana göndermeniz.. Beni çok mutlu edecek. Sınavlarıma girerken de çok işe yaramıştı bu, şimdi de çok ihtiyacım var buna. Şimdiden hepinize tek tek, çok teşekkürler.
Bir dahaki yazımı 'Doktor' olarak bitirebilmek dileği ve ümidiyle, sevgiler!
Moonshine
Etiketler:
doktora
Tuesday, June 17, 2014
Doktoranın en son safhası
Stresten artık durup durup ağlamak istemek. Kafanızı duvara çarpmış gibi ambole olmuş bir halde dolanmak. Tezin artık rüyalarınıza dahi girmesi. Gece gündüz tez solumak.
Friday, July 12, 2013
Sırt çantaları, kitap dolu odalar ve hayat hakkında
Nisan ayı başında çok sevdiğim bir hocamı kaybettim. Hem çok sevgili, birebir çalıştığım hocam, hem de doktora tez komitemin 3. üyesiydi. Çok ani oldu ölümü, ben de dahil olmak üzere bütün öğrencilerini çok üzdü. Hepimiz bu denli sevdiğimiz hocamızı kaybetmenin şoku içindeydik. Cenazesinde onu toprağa verirken hepimizin gözleri yaşlıydı, içimiz buruktu, yetim bırakılmışız gibi. Duygularım yüreğime sığmayıp taşınca hocama bir 'tribute', yani anma yazısı yazdım o gün.
Hüznüm büyüktü tabii, ama bir yandan da kendi hayatıma dair çok önemli bir gerçeği keşfettim. Hocam, yaşadığı hayatla hepimize örnek olmuştu. Neredeyse son nefesini verdiği günün bir kaç gün öncesine kadar hayatta en sevdiği şey olan hocalığı yapmış, mesleğini çok sevmiş, öğrencilerini çok sevmişti. Bizde, hepimizde bir parçasını bırakmıştı. O gitmiş olsa bile bizde yaşamaya devam ediyordu, her birimizde ayrı bir anısıyla, bize öğrettikleriyle, bizde bıraktıklarıyla.. Biz onun ismini onla, yüzle, binle çarpıp dünyanın dört bir köşesine dağıtmıştık bile.
Onun ölümünden sonra düşündüm ki, ben de işte tam böyle bir hayat istiyorum. Hocamı en son gördüğüm haliyle, mis gibi eski kitap kokan, tepeden tırnağa kitap dolu odasında, masasında otururkenki mutlu haliyle hatırladım. Ben de öğrenmeye ve öğretmeye devam ederek, etrafım çok sevdiğim öğrencilerle sarılı, kitaplarla dolu bir ofiste yaşlanmak istiyorum. Hocamın ölümü, bu hayalime çok daha sıkı sarılmama, hayatta ne istediğimi bir kez daha anlamama vesile oldu.
Bu sabah kızımı dişçiye götürdükten sonra arabanın arkasında büyük bir hızla omuz çantamın içindekileri sırt çantama aktarıp kızımı babasına teslim ederken, Süpermen gibi aniden kimlik değiştirirken de bunu düşündüm. Sırt çantamı takıp kütüphaneye yürürken farkettim ki, omuz çantamı taktığımda normal bir kadın, bir anneyim. Sırt çantamı taktığım zaman ise, öğrenciyim. Akademisyenim. Çoğu hocamın, yaşlı başlı olmalarına rağmen sırt çantalarıyla gezdiğini görüyorum, çok hoş geliyor bana. İçi kitap dolu bir çantayla gezmek demek çünkü bu. Öğrenmek, öğretmek demek.
Hani insanlar sürekli 'ah tatil yapsak, şuraya gitsek, buraya gitsek' derler ya.. Benim tatilim, işte o sırt çantasını takıp, kütüphanenin yolunu tuttuğum an başlar. Serin, kitap kokulu kütüphaneye girince, dünyanın bütün dertleri, tasaları unutulur, başka sorumluluklar geri planda kalır. Düşüncelerim, ben, kitaplarım ve yazılarım, başbaşa kalırız. 'Ben bunun için yaratılmışım' diye düşünür, mutlu olur, kendimi çok daha iyi hissederim. Evden bütün gün çıkmadığım günlerin tam tersine, verimli ve üretken olmanın getirdiği mutlulukla huzur dolarım. Kızıma daha iyi bir anne olurum o zaman, kocama daha iyi bir eş, anne-babama daha iyi bir evlat.. Çalışmak, yüceltir insanı, ölümsüzleştirir. Okumanın, yazmanın büyüsü içinde kendimi kaybeder, giderim.
İşte bu yüzden, her zaman ve bütün hayatım boyunca, siyah sırt çantam benim için omuz çantalarından çok daha önemli ve değerli olacak!
Wednesday, August 22, 2012
Mezzanine
Tezimin iki bölümünü (100 sayfa kadar) bu albümü dinleyerek yazdım. Günlerce üstüste dinlemekten bıkmadım. İleride tekrar dinlersem bu günleri hatırlarım artık.
Etiketler:
doktora,
gunce,
muzik,
sarkilarim
Thursday, March 22, 2012
Bir işaret
Kütüphanede ortalıkta duran dergilerden birini açtığımda çıkan sayfada şu yukarıdaki fotoğrafı gördükten sonra,
Aynı gece çok istediğim ve alanımda önemli bir konferanstaki panele seçilen iki makaleden birisinin benimki olduğunu öğrenmek!
Tesadüf olabilir mi?? Belki de tesadüf diye bir şey yoktur hayatta.. Ve işaretlerle doludur dünya, bakmasını bilene..
Mayıs'ta Toronto yolları göründü bana! Aynı ay içinde iki konferans sunumu, sonraki ay da Washington D.Cde başka bir konferans.. Çok heyecanlıyım. Aklımda makale fikirleri ve taslakları uçuşuyor! Özellikle kahve içtikten sonra 'overdrive'a giriyor beynim. O kadar çok fikir üşüşüyor ki aklıma aynı anda. İnanılmaz. Sürekli not alıyorum.
Ben mesleğimi çok seviyorum, söylemiş miydim ? :)
Monday, June 14, 2010
Akademide bir kadın olmak

Hayatta çoğu iş alanında olduğu gibi akademide de kadın olmak, erkek olmaya oranla daha zor. İçinde bulunduğum doktora programına bakıyorum da, çoğu öğrenci erkek, ve ders alırken aldığım çoğu dersteki tek kız öğrenci ben oluyordum. Kendimi, erkek-egemen bir dünyada azınlıkmış gibi hissediyor, bizim programa daha fazla kız öğrenci gelse de biraz daha eşitlensek diye dua ediyorum.
Ben, sosyal bilimlerdeyken durum böyle. Hele mühendislik bölümlerini düşünemiyorum bile. Çoğu akademisyen kadının, mühendislik bölümündeyse eğer, bir miktar dışlandığını, bu mesleklerin 'aslında erkeklere ait olması gerektiği' gibi bir dayatma yaşadıklarını biliyorum. Çoğu akademik pozisyonun, erkekleri kadınlara tercih ettiğini, bunu da kadınların hormonal değişiklikler, doğum, çocuk bakımı....vs gibi sebeplerle daha 'güvenilmez' ve 'değişken' (!) olduğuna inandıkları için yaptıklarını da.
Etrafıma şöyle bir bakıyorum: Benimle aynı sene başlamış olan çoğu erkek doktora öğrencisinin eşi, çalışmıyor. Evde oturup çocuklarına bakıyor. Erkekler sürekli kendilerini geliştirirken, alınabilecek en yüksek eğitim derecesi olan doktorayı alma hakkını kendinde görürken, eşleri, onların hayatlarını kolaylaştıran bir faktörden öteye gidemiyor maalesef. Bu haksızlık çok gücüme gidiyor. Erkek sessiz kütüphaneye gidip saatlerce kafası rahat çalışırken, kadın evde yemek, temizlik, çocuk bakımı gibi her biri ayrı zor olan bir çok işi aynı anda kotarmaya çalışıyor.
Programımızdaki erkek-kadın öğrenci dengesizliği de bence işte bu kafa yapısından kaynaklanıyor. Kadınlara yüksek eğitimi fazla görerek, onları bir 'ev hizmetçisi'ne indirgeyen kafa yapısı. Ve ne yazık ki bunu en çok Türk erkeklerinde görüyorum. Şu senaryoyu o kadar çok gördüm ki: Türkiye'den buraya doktoraya gelen bir erkek, hiç İngilizce bilmeyen 19-20 yaşında bir Türk kızıyla evleniyor. Onu da ABD'ye getirtip, 'ev hanımı' statüsüne 'yükselterek', doktorasına rahat rahat devam ediyor: eve gidince sıcak yemek buluyor, bir sene sonra çocukları oluyor, ev temiz ve düzenli hep, erkeğin içi rahat..Oysa kızcağız dilini bile bilmediği bu ülkede evin içinde hapsolmuş bir şekilde, ev işlerinden başka bir uğraşı olmaz bir halde, ailesinden, akrabalarından uzak, bir dram yaşıyor bence. Sokağa çıksa kimseyle konuşamaz, bir yerden bir yere gitmek için kocasına muhtaç, aciz bir şekilde kalakalıyor. Kimseye de belli edemiyor çektiğini. Eğer şanslıysa, ve kocası onu da kendi sosyal hayatının bir parçası haline getirirse eğer, belki kocasının arkadaşlarının eşleriyle sosyalleşme imkanı buluyor. Ama o da 'belki'..
Erkeğin yüksek eğitimi 'hakettiğini' düşünüp, kadını bu haktan mahrum eden zihniyeti protesto ediyorum. Akademide kadın sayısı artmalı, kadınlar, erkeklerle eşit haklar ve maaşlar talep etmeli. Birbirimizi desteklemeli ve birlikte başarmalıyız bunu. Yaşasın kadın akademisyenler, yaşasın meslektaşlarım.
Wednesday, January 13, 2010
Doktora Dizisi - 1 - Gerekli Sınavlara Girmek
Öncelikle belirtelim ki eğer A.B.D'de Master ya da doktora programına başvurmaya karar verdiyseniz, üniversite hayatınız boyunca da bu konuda bir takım çalışmalar yapmanız gerekecek. Özellikle eğer mezun olduğunuz yıl hemen gidip bir lisansüstü programa başlamak istiyorsanız, o yıldan bir önceki yıl bütün gerekli sınavları almış, başvurularınızı tamamlamış ve göndermiş olmanız gerekmektedir. Mesela, bir örnek vermek gerekirse, ben 2011 sonbaharında A.B.D'De bir üniversitede master'ıma başlamak istiyorsam, başvuru sürecimi 2010'un ortalarında başlatmam ve çoğu Kasım-Aralık olan 'deadline'lara (son başvuru tarihi) kadar bütün gerekli belgeleri tamamlamış olmam gerekiyor.
Eğer aklınızda kesinlikle lisansüstüyle devam etmek varsa, üniversite hayatınız boyunca not ortalamasının da belli bir sınırın üzerinde olması gerekiyor. Buna dikkat edin derim. Sonuçta bu kabulde sadece onlarca kriterden biri, ama önemli bir kriter. Ders notlarınızı yüksek tutun, özellikle üniversitenin 2. yılından itibaren hocalara ders dışında da birebir danışmaya, onlardan rehberlik istemeye başlayabilirsiniz. Benim okulumda ilk öğrenciler olduğumuz için sayımız azdı ve hocalarla gerçekten birebir, arkadaş seviyesinde zaman geçirme, onlardan tavsiyeler alma şansımız vardı. Ama böyle bir yerde okuyor olmasanız bile şansınızı zorlayın. Hoca açısından da duruma bir bakın: Onlarca öğrenci içinden niye sizin için tavsiye mektubu yazsın? Bu noktada akademik başarınızla, azminizle biraz sivrilmeniz, göze çarpmanız gerekiyor.
Diyelim ki A.B.D.'de sosyal bilimler alanında bir master programına başvurmak istediniz. Bunun için bölümüne göre mutlaka önce TOEFL, sonra da GRE ya da GMAT sınavlarına gireceksiniz. GMAT genelde 'business school' ya da MBA programlarına girmek için gerekli oluyor. Benim o konuda tecrübem olmadığı için diğer iki sınav hakkında bilgi vereceğim.
TOEFL standart bir 'yabancı dil olarak İngilizceyi ölçme' sınavıdır. Bazı insanlar bu sınava kurslara giderek hazırlanıyor. Ben ilkokul 3'ten beri aldığım yoğun İngilizce eğitimi ve çok sayıda İngilizce kitap okumanın getirdiği zengin kelime dağarcığımla ilk defa Lise 3'te aldığım bu sınavda gayet rahat çok yüksek bir puan almıştım. Tek yaptığım hazırlık, TOEFL'dan telefonla (evet o zamanlar internet yoktu:) küçük bir kitapçık ve kaset siparişi vererek o kitaptaki örnek bir kaç testi kendi başıma çözmekti. Böyle bakıldığında ben TOEFL kurslarına paralar dökmenin çok gereksiz olduğunu düşünüyorum. Azmi olan herkes, kendi başına da bu sınava gayet güzel hazırlanabilir bence. TOEFL kurslarının yaptığı da (gördüğüm kadarıyla) size bol bol test çözdürmek zaten.
İngilizceyi mümkün olan en iyi seviyeye getirmek için verebileceğim en iyi tavsiye: Okuyun, okuyun, okuyun. Grameri ne de olsa okulda bir şekilde öğreniyorsunuz, ancak bir dile ve o dilin kullandığı sözcük öbeklerine, kelime seçimlerine...vs en iyi hakim olmanın yolu o dilde kitap okumak. Ortaokul ve lise hayatım boyunca önce sadeleştirilmiş olarak, sonra da orijinal halleriyle okuduğum yüzlerce İngilizce kitabın bana en büyük faydası oldu bu. O zaman bizim imkanlarımız kısıtlıydı (babamla Akmar Pasajı'na gider, harıl harıl orijinal İngilizce kitap arardım:) ama şimdi internet var tabii ve internetten de gazete makalesi, kısa hikaye, roman...vs gibi o kadar çok değişik metin bulunabiliyor ki. İlginizi çeken herhangi bir alanda okuyabilirsiniz. Bol bol okuyun, bütün okuduklarınızı anlayamasanız bile metnin ana fikrini çıkarmaya çalışın. Çok yararı olacaktır.
TOEFL'ın kompozisyon kısmı için ise en büyük tavsiyem okuduklarınızla ilgili bir şeyler yazmaya çalışmak, mümkünse İngilizce bir günlük tutmak. Bu kompozisyonu yazarken aklınızda tutmanız gereken en önemli taktik şu: Bir tezi savunuyorsanız, o teze bir kaç bakış açısıyla bakabilmeli, farklı görüşleri yazınızda toplayabilmelisiniz. Sadece tek taraflı, bir tek bakış açısını savunan kompozisyonlar yüksek puan alamıyor maalesef.
Bu söylediğim taktikler TOEFL için gerçekten çok yararlı. GRE içinse aynı şeyi söylemeyeceğim maalesef. GRE sınavının Matematik bölümü, bizde ortaokul seviyesinde matematik almış herhangi bir öğrencinin rahatlıkla %90ını çözebileceği kadar kolaydır. Çoğu Türk öğrenci bu bölümü gayet rahat tamamlayıp asıl 'Verbal' (Sözlü) dediğimiz kısımdan korkarlar. Korkmakta da haklıdırlar aslında. Çünkü bu bölüm tamamen, çoğu Amerikalı'nın dahi hayatında görmediği garip ve zor kelimeleri ezberleme üzerine kuruludur. Bırakın İngilizce'yi yabancı dil olarak öğrenmiş olanları (yani biz), ana dili İngilizce olanlar için bile zorlayıcı bir sınavdır.
GRE'nin sözel kısmına bence en iyi hazırlanma yolu, hem çok kitap okuyup kelime dağarcığınızı mümkün olduğunca genişletmek, hem de kendi çabanızla mümkün olduğu kadar çok kelime ezberlemektir. Ben bir tane GRE kitabı almış ve onun da içindeki deneme testlerini çözmüştüm. Bu sınavda da hazırlık kurslarının çok ekstra bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Neredeyse tamamen ezbere dayalı çünkü.
Kendi kendime bir kaç deneme testi çözmenin yanısıra 'GRE'de en çok kullanılan 250 kelime' gibi bir liste edinmiştim. O listeyi yatağımın yanındaki duvara asmıştım. Her sabah kalkınca ve her akşam yatmadan önce bakıyordum. Size tavsiyem, 'Flashcard' da denilen küçük kağıt parçalarına bu kelimeleri yazıp arkalarına da anlamlarını yazarak yanınızda taşımak ve her fırsatta açıp bakmak. Mesela otobüs beklerken, bankada sıra beklerken, vapurda otururken...vs gibi zamanlarda çıkarıp bakabilirsiniz. Ne kadar çok haşır neşir olursanız bu kelimelerle, o kadar iyi.
GRE sınavını aldığınız güne gelirsek, bu sınava başlarken en çok dikkat etmeniz gereken husus şu: Artık bilgisayarla alındığı için bu sınavlar, sorular siz sınavı çözerken seçiliyor. Yani tamamen size özel olan bir sınav alıyorsunuz da diyebiliriz. Yöntem şu: Bilgisayar 'binary search' denen bir yöntemle, sizin seviyenizi bulup o seviyede sorular sormaya çalışıyor size. Mesela ilk soru 'Orta seviye'de bir soru oluyor her zaman. Eğer o soruyu doğru bilirseniz, bir üst seviyeden soru soruyor. Yanlış cevaplarsanız, bir alt seviyeye geçiyor. Böylelikle bir kaç soru sonra sizin seviyenizi bulup, ona göre sorular sormaya başlıyor.
Ama: 10. soru civarlarına geldiğinizde, o sorulardan aldığınız puanlar çok azalıyor. Mesela 1. soruyu doğru cevaplarsanız 8 puan alıyorsunuz, 10. soruda ise bu 4 puana iniyor.
Bu da şu demek: İlk bir kaç soruya çok dikkat edin. Eğer o soruları doğru cevaplarsanız, yüksek puan alma şansınız çok yüksek.
Şimdi puanlama sistemi değişti ama merak edenler için fikir vermesi açısından belirteyim: Bu bahsettiğim çalışma metodumla, GRE Verbal bölümünden bir Türk için olağanın çok üstünde sayılan (800 üzerinden) 610 puanını almıştım. (Genelde alınan puanlar 350-400 civarındadır). Yani bu sınav imkansız bir sınav değil. Ben başardım, siz de başarabilirsiniz!
Sınavlarla ilgili önemli bir kaç tavsiye daha: Eğer master/doktora programın son başvuru tarihi Aralık'sa mesela, TOEFL'ı ve GRE'yi en geç Ekim-Kasım ayları içinde almış olun. Hatta maddi imkanınız varsa mutlaka önce yaz aylarında bir kere alıp, sonbahar aylarında tekrarlamanızı tavsiye ederim. Edindiğiniz deneyim sebebiyle puanınız büyük olasılıkla ikinci sınavda daha yüksek olacaktır çünkü.
Sınavlara girerken başvuracağınız okulların listesi de aklınızda olsun. Sınav bittiğinde bilgisayardan puanlarınızı doğrudan o üniversitelere gönderme seçeneği veriliyor size. Bu işi sonradan yapmaya çalışırsanız daha zahmetli (ve size çok daha pahalıya patlıyor). Sanırım 5 yere bedava gönderme hakkı vardı ben sınava girdiğimde. Daha fazlası için para vermek gerekiyordu. Şimdi nasıl bilmiyorum tam olarak.
En önemlisi ise kendinize güvenin ve şunu unutmayın: Bu sınavlar binlerce öğrencinin girdiği sınavlar. Ayrıca eğer istediğiniz puana ulaşamadıysanız, en kötüsü tekrar girersiniz bir ay sonra. (ÖSS kabusu gibi 1 yıl kaybetmeniz gerekmez yani!)
Doktora başvuru süreci için çok yararlı kaynaklar olduğunu düşündüğüm Biyolokum'un blog'undaki Sıkça Sorulan Sorular sayfasına ve Mezun.com'un 'Doktora başvuru takvimi'ne mutlaka bakın derim.
bir sonraki yazı: Başvuru süreci
İyi çalışmalar ve bol şanslar!
Eğer aklınızda kesinlikle lisansüstüyle devam etmek varsa, üniversite hayatınız boyunca not ortalamasının da belli bir sınırın üzerinde olması gerekiyor. Buna dikkat edin derim. Sonuçta bu kabulde sadece onlarca kriterden biri, ama önemli bir kriter. Ders notlarınızı yüksek tutun, özellikle üniversitenin 2. yılından itibaren hocalara ders dışında da birebir danışmaya, onlardan rehberlik istemeye başlayabilirsiniz. Benim okulumda ilk öğrenciler olduğumuz için sayımız azdı ve hocalarla gerçekten birebir, arkadaş seviyesinde zaman geçirme, onlardan tavsiyeler alma şansımız vardı. Ama böyle bir yerde okuyor olmasanız bile şansınızı zorlayın. Hoca açısından da duruma bir bakın: Onlarca öğrenci içinden niye sizin için tavsiye mektubu yazsın? Bu noktada akademik başarınızla, azminizle biraz sivrilmeniz, göze çarpmanız gerekiyor.
Diyelim ki A.B.D.'de sosyal bilimler alanında bir master programına başvurmak istediniz. Bunun için bölümüne göre mutlaka önce TOEFL, sonra da GRE ya da GMAT sınavlarına gireceksiniz. GMAT genelde 'business school' ya da MBA programlarına girmek için gerekli oluyor. Benim o konuda tecrübem olmadığı için diğer iki sınav hakkında bilgi vereceğim.
TOEFL standart bir 'yabancı dil olarak İngilizceyi ölçme' sınavıdır. Bazı insanlar bu sınava kurslara giderek hazırlanıyor. Ben ilkokul 3'ten beri aldığım yoğun İngilizce eğitimi ve çok sayıda İngilizce kitap okumanın getirdiği zengin kelime dağarcığımla ilk defa Lise 3'te aldığım bu sınavda gayet rahat çok yüksek bir puan almıştım. Tek yaptığım hazırlık, TOEFL'dan telefonla (evet o zamanlar internet yoktu:) küçük bir kitapçık ve kaset siparişi vererek o kitaptaki örnek bir kaç testi kendi başıma çözmekti. Böyle bakıldığında ben TOEFL kurslarına paralar dökmenin çok gereksiz olduğunu düşünüyorum. Azmi olan herkes, kendi başına da bu sınava gayet güzel hazırlanabilir bence. TOEFL kurslarının yaptığı da (gördüğüm kadarıyla) size bol bol test çözdürmek zaten.
İngilizceyi mümkün olan en iyi seviyeye getirmek için verebileceğim en iyi tavsiye: Okuyun, okuyun, okuyun. Grameri ne de olsa okulda bir şekilde öğreniyorsunuz, ancak bir dile ve o dilin kullandığı sözcük öbeklerine, kelime seçimlerine...vs en iyi hakim olmanın yolu o dilde kitap okumak. Ortaokul ve lise hayatım boyunca önce sadeleştirilmiş olarak, sonra da orijinal halleriyle okuduğum yüzlerce İngilizce kitabın bana en büyük faydası oldu bu. O zaman bizim imkanlarımız kısıtlıydı (babamla Akmar Pasajı'na gider, harıl harıl orijinal İngilizce kitap arardım:) ama şimdi internet var tabii ve internetten de gazete makalesi, kısa hikaye, roman...vs gibi o kadar çok değişik metin bulunabiliyor ki. İlginizi çeken herhangi bir alanda okuyabilirsiniz. Bol bol okuyun, bütün okuduklarınızı anlayamasanız bile metnin ana fikrini çıkarmaya çalışın. Çok yararı olacaktır.
TOEFL'ın kompozisyon kısmı için ise en büyük tavsiyem okuduklarınızla ilgili bir şeyler yazmaya çalışmak, mümkünse İngilizce bir günlük tutmak. Bu kompozisyonu yazarken aklınızda tutmanız gereken en önemli taktik şu: Bir tezi savunuyorsanız, o teze bir kaç bakış açısıyla bakabilmeli, farklı görüşleri yazınızda toplayabilmelisiniz. Sadece tek taraflı, bir tek bakış açısını savunan kompozisyonlar yüksek puan alamıyor maalesef.
Bu söylediğim taktikler TOEFL için gerçekten çok yararlı. GRE içinse aynı şeyi söylemeyeceğim maalesef. GRE sınavının Matematik bölümü, bizde ortaokul seviyesinde matematik almış herhangi bir öğrencinin rahatlıkla %90ını çözebileceği kadar kolaydır. Çoğu Türk öğrenci bu bölümü gayet rahat tamamlayıp asıl 'Verbal' (Sözlü) dediğimiz kısımdan korkarlar. Korkmakta da haklıdırlar aslında. Çünkü bu bölüm tamamen, çoğu Amerikalı'nın dahi hayatında görmediği garip ve zor kelimeleri ezberleme üzerine kuruludur. Bırakın İngilizce'yi yabancı dil olarak öğrenmiş olanları (yani biz), ana dili İngilizce olanlar için bile zorlayıcı bir sınavdır.
GRE'nin sözel kısmına bence en iyi hazırlanma yolu, hem çok kitap okuyup kelime dağarcığınızı mümkün olduğunca genişletmek, hem de kendi çabanızla mümkün olduğu kadar çok kelime ezberlemektir. Ben bir tane GRE kitabı almış ve onun da içindeki deneme testlerini çözmüştüm. Bu sınavda da hazırlık kurslarının çok ekstra bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Neredeyse tamamen ezbere dayalı çünkü.
Kendi kendime bir kaç deneme testi çözmenin yanısıra 'GRE'de en çok kullanılan 250 kelime' gibi bir liste edinmiştim. O listeyi yatağımın yanındaki duvara asmıştım. Her sabah kalkınca ve her akşam yatmadan önce bakıyordum. Size tavsiyem, 'Flashcard' da denilen küçük kağıt parçalarına bu kelimeleri yazıp arkalarına da anlamlarını yazarak yanınızda taşımak ve her fırsatta açıp bakmak. Mesela otobüs beklerken, bankada sıra beklerken, vapurda otururken...vs gibi zamanlarda çıkarıp bakabilirsiniz. Ne kadar çok haşır neşir olursanız bu kelimelerle, o kadar iyi.
GRE sınavını aldığınız güne gelirsek, bu sınava başlarken en çok dikkat etmeniz gereken husus şu: Artık bilgisayarla alındığı için bu sınavlar, sorular siz sınavı çözerken seçiliyor. Yani tamamen size özel olan bir sınav alıyorsunuz da diyebiliriz. Yöntem şu: Bilgisayar 'binary search' denen bir yöntemle, sizin seviyenizi bulup o seviyede sorular sormaya çalışıyor size. Mesela ilk soru 'Orta seviye'de bir soru oluyor her zaman. Eğer o soruyu doğru bilirseniz, bir üst seviyeden soru soruyor. Yanlış cevaplarsanız, bir alt seviyeye geçiyor. Böylelikle bir kaç soru sonra sizin seviyenizi bulup, ona göre sorular sormaya başlıyor.
Ama: 10. soru civarlarına geldiğinizde, o sorulardan aldığınız puanlar çok azalıyor. Mesela 1. soruyu doğru cevaplarsanız 8 puan alıyorsunuz, 10. soruda ise bu 4 puana iniyor.
Bu da şu demek: İlk bir kaç soruya çok dikkat edin. Eğer o soruları doğru cevaplarsanız, yüksek puan alma şansınız çok yüksek.
Şimdi puanlama sistemi değişti ama merak edenler için fikir vermesi açısından belirteyim: Bu bahsettiğim çalışma metodumla, GRE Verbal bölümünden bir Türk için olağanın çok üstünde sayılan (800 üzerinden) 610 puanını almıştım. (Genelde alınan puanlar 350-400 civarındadır). Yani bu sınav imkansız bir sınav değil. Ben başardım, siz de başarabilirsiniz!
Sınavlarla ilgili önemli bir kaç tavsiye daha: Eğer master/doktora programın son başvuru tarihi Aralık'sa mesela, TOEFL'ı ve GRE'yi en geç Ekim-Kasım ayları içinde almış olun. Hatta maddi imkanınız varsa mutlaka önce yaz aylarında bir kere alıp, sonbahar aylarında tekrarlamanızı tavsiye ederim. Edindiğiniz deneyim sebebiyle puanınız büyük olasılıkla ikinci sınavda daha yüksek olacaktır çünkü.
Sınavlara girerken başvuracağınız okulların listesi de aklınızda olsun. Sınav bittiğinde bilgisayardan puanlarınızı doğrudan o üniversitelere gönderme seçeneği veriliyor size. Bu işi sonradan yapmaya çalışırsanız daha zahmetli (ve size çok daha pahalıya patlıyor). Sanırım 5 yere bedava gönderme hakkı vardı ben sınava girdiğimde. Daha fazlası için para vermek gerekiyordu. Şimdi nasıl bilmiyorum tam olarak.
En önemlisi ise kendinize güvenin ve şunu unutmayın: Bu sınavlar binlerce öğrencinin girdiği sınavlar. Ayrıca eğer istediğiniz puana ulaşamadıysanız, en kötüsü tekrar girersiniz bir ay sonra. (ÖSS kabusu gibi 1 yıl kaybetmeniz gerekmez yani!)
Doktora başvuru süreci için çok yararlı kaynaklar olduğunu düşündüğüm Biyolokum'un blog'undaki Sıkça Sorulan Sorular sayfasına ve Mezun.com'un 'Doktora başvuru takvimi'ne mutlaka bakın derim.
bir sonraki yazı: Başvuru süreci
İyi çalışmalar ve bol şanslar!
Etiketler:
doktora
Monday, January 11, 2010
Amerika'da Doktora Nasıl yapılır?
Doktora üzerine uzun zamandır bir yazı dizisi yazmak istiyordum. Yukarıdaki soruyla blog'uma gelen ve bana da soru soran insan sayısı epeyi çoğaldı çünkü. Güzel bir referans olabilecek bir yazı dizisi yazmak istiyorum, ama benden önce bu konuya eğilmiş olan insanların emeklerine de dikkati çekmek istiyorum aynı zamanda.
Amerika'da doktora sürecini ana hatlarıyla şu bölümlere ayırabiliriz:
1- Gerekli sınavlara girmek
2- Başvuru ve kabul süreci
3- İlk 2-3 sene ders almak
4- Doktora yeterlilik sınavları
5- Tez yazım aşaması
Bu evrelerin tümünde size yardımcı olabilecek kaynakları bu yazı serisinde toplamaya çalışacağım. Kendi tecrübelerimden (ve doktoranın son safhasında oluşumdan) da yararlanarak elimden geldiğince bu yola baş koyan insanlara yardımcı olabilecek bir yazı dizisi hazırlamak istiyorum. Tabii ki ben bir sosyal bilimler öğrencisi olarak en çok kendi alanım için konuşacağım ama her türlü öneriye ve yardıma açığım.
Hazır mısınız? Başlıyoruz!
Bir sonraki yazım: Gerekli sınavlara girmek.
Amerika'da doktora sürecini ana hatlarıyla şu bölümlere ayırabiliriz:
1- Gerekli sınavlara girmek
2- Başvuru ve kabul süreci
3- İlk 2-3 sene ders almak
4- Doktora yeterlilik sınavları
5- Tez yazım aşaması
Bu evrelerin tümünde size yardımcı olabilecek kaynakları bu yazı serisinde toplamaya çalışacağım. Kendi tecrübelerimden (ve doktoranın son safhasında oluşumdan) da yararlanarak elimden geldiğince bu yola baş koyan insanlara yardımcı olabilecek bir yazı dizisi hazırlamak istiyorum. Tabii ki ben bir sosyal bilimler öğrencisi olarak en çok kendi alanım için konuşacağım ama her türlü öneriye ve yardıma açığım.
Hazır mısınız? Başlıyoruz!
Bir sonraki yazım: Gerekli sınavlara girmek.
Etiketler:
doktora
Subscribe to:
Posts (Atom)


