Showing posts with label siir. Show all posts
Showing posts with label siir. Show all posts

Saturday, July 2, 2016

Rastlantisal siir

Ve bitirdiğim günün ardında kalan,
Acı bir kahve tadı ve buruk bir gülümseyişse gözlerindeki,
Bitmeyen akşamlar boyunca o gülüşü beklemekse,
Ve bir nefeste çekivermekse içine,
Başını döndüren sonbahar güneşini,
Sarmalar seni, beni, bir akşam buğusu.
O duman kokusu, şehrin uğultusu. 



Sunday, May 24, 2015

Genco Erkal - Nazım Hikmet





Karşı yaka memleket,
Sesleniyorum Varna'dan,
İşitiyor musun?

Memet! Memet!

Karadeniz akıyor durmadan,
Deli hasret, deli hasret,
Oğlum, sana sesleniyorum,
İşitiyor musun?

Memet! Memet!


Nazım Hikmet Ran



Genco Erkal, Nazım olmuş, sesleniyor oğluna. Yaşadığım, memleketimden uzak bu şehirde bir sahnede. Güzel anadilim çınlıyor kulaklarımda. Nazım, sesleniyor oğluna, 'Seni bir daha görmek, nasip olmayacak Memedim' diyor, yüreğimi bir kılıç gibi dağlıyor onun acısı. İri iri yaşlar yuvarlanıveriyor göz pınarlarımdan. Yüreğim vücudumun dışında, korumasız, tek başına, ellerimde tutuyorum onu. Nazım'ın dizeleri kanatıyor yüreğimi bir bir. Yurdundan, sevdiği kadından, sarı kafalı oğlundan uzakta ölmeye mahkum bu adamın, bu dev yürekli şairin, bu mavi gözlü devin kelimeleri, yüz yılın ötesinden gelip vuruyor beni tam yüreğimin orta yerinden. Acının zamanı yok. Evlat hasretinin yüzyılı yok. Hepsi şu anda oluyor. İnsanlığın bütün acıları aynı anda yaşanıyor. Ruhumun en derin yerinde, yüreğimin ta içinde duyumsuyorum. Tepeden tırnağa kadar sarsılıyorum.    


Sahnede bu denli devleşen, böylesine 'Nazım' olan, böyle titreyen, kendinden geçen, işini aşkla, şevkle, mutlulukla yapan, güzel insan Genco Erkal.. Daha nice sahnelerde, nice ışıklar altında parlayasın. İyi ki varsın.



2015in ilk yarısı



Bu yılın ilk yarısı neredeyse geçmişken, dönüp bakmak istedim neler oldu diye bu zamanda. Doktoramı bitirmiş olmanın dinginliğiyle geçen bir kış mevsiminde güzel romanlar okudum, okumaya doydum. Çocuklarım arada hasta oldular, uykusuz geceler geçirdim ama büyüyorlar işte, büyüyorlar hızla..

Kıştan sonra gelen baharla çok güzel bir değişim ve dönüşüm süreci geçirdim. Kendimi daha çok dinlemeye, gün içinde dünyanın gailesinden ayrı, korunmuş bir zaman yaratmaya çalıştım, özen gösterdim. Yogayı ve meditasyonu her gün yaptığım, yapmazsam rahatsız olduğum bir hayat alışkanlığı haline getirdim. Ruhum ve bedenim, uzun zamandır hissetmediğim kadar hayat, sevgi ve enerji dolu şimdi.

Hayatımın geri kalanında devam ettireceğim bir siyah-beyaz portre projesine başladım. Fotoğraf yine hayatımda eski önemini kazandı.

Bütün hayatım boyunca yapmayı istediğim bir şeyi yapıp 8 haftalık bir Yaratıcı Yazma Atölyesi dersine yazıldım. İngilizce olarak kurgusal hikayeler, anı ve şiir yazmaya, yazdıklarımı internetteki edebiyat dergilerine göndermeye başladım. Yazmak hayatımı anlamlandıran en büyük eylemlerden olduğu için bunu serbestçe (ve iki dilde birden) yapabilmek beni çok mutlu ediyor.

Eski aşkım olan şiire geri döndüm. Müthiş bir şair olan Mary Oliver'la tanıştım, ve kelimeleri kullanış biçimine aşık oldum. Tekrar şiir okumaya ve yazmaya başlamak ruhuma çok iyi geldi. Kelimelerin tasarruflu kullanıldığı, bazen bir cümleyle yüz anlam aktarabilen şiiri ne kadar çok sevdiğimi anımsadım. Bazen bir sayfalık bir şiirin, bize yüzlerce sayfalık bir romandan daha fazla şey anlatabilmesini çok seviyorum.

Bir süreliğine Facebook hesabımı kapattım. Bilgisayar başında daha az vakit geçirmeye başladım. Çatıya çıkıp güzel gün batımlarını ve bulutları doya doya, uzun uzun izledim, çocuklarıma sarıldım, saçlarını kokladım, çiçekleri suladım, çiçekleri kokladım, ayaklarımı gölün sularına soktum, martıları izledim, güzel müzikler dinledim, şarkı gibi şiirler okudum, mandala boyama kitapları alıp uzun uzun, acelem olmadan kuru kalemlerle boyadım, oturup sakince meditasyon yaptım, sahil kenarında mis gibi yosun kokusunu içime çekerek yoga yaptım, manolya ağaçlarına tutuldum, hıdrellezde gül dalına dileğimi astım, mis kokulu kahveler içtim, yanında siyah çikolata yedim çokça, bol bol fotoğraf çektim, dünyayı kelimelerim ve fotoğraflarımla anlatmaya çalıştım.

Şükürler olsun.

Bu yılın ikinci yarısı da en az ilki kadar verimli, üretken, sakin, huzurlu ve dingin geçsin.

Sevgi ve ışıkla.




Sunday, April 12, 2015

Nisan sarhoşu




'April is the cruelest month
Breeding lilacs out of the dead land,
Mixing memory and desire,
Stirring dull roots with spring rain.'


- TS Eliot


Açtım gözlerimi baharın mavi gökyüzüne, kışın buz mavisi gökyüzüne inat sıcacık bir maviyle parlayan sonsuzluğuna.

Sen başka bir şehrin sokaklarında yürürken, ben bu şehirde derin nefesler alarak içtim baharı.. Uzandım yaşam ve varolmanın coşkusuyla fışkıran yemyeşil çimenlerin üzerine. Susamış gibi kana kana içtim ılık Nisan güneşini.

Nisan sarhoşuyum. Günışığı dolmuş ruhuma, dönüyor başım. Mor çiçekler, bir deli nefes boyunca süregidiyor içimde. Mor çiçeklerin kokusu bulaşıyor üzerime. Bu kadar güzellik de fazla mı geliyor yüreğime ne.. Sarsılıyorum.

Nisan, ılık yağmurlarıyla yıkayıp ruhumu, sonra tir tir titreyen küçük bedenimi ısıtıyor güneşiyle.

Nisan, sen ne güzel, ne deli, ne zalim bir aysın.

Erik Satie dinleyesim var.

Oturup şiir yazasım var.

Kendimi atıp sokaklara, saatlerce yürüyesim var.

Bir Nisan akşamında, bir göl kıyısı şehrinde, mor çiçeklerin şarkısını söyleyesim var.



'Imkansız şey
şiir yazmak
aşıksan eğer;
ve yazmamak,
aylardan nisansa.' - 
Orhan Veli


Tuesday, March 24, 2015

Ela Legose Pulim





Fotoğraf: Çamburnu, Sürmene



'dümende ve başaltlarında insanları vardı ki 
bunlar 
uzun eğri burunlu 
ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki 
sırtı lâcivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin 
zaferi için 
hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin 
bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler...' 


Nazım Hikmet, Kuvayı Milliye Destanı


Bugünlerde, neden bilmem, kan bağıyla bağlı olduğum insanlara, o uzak ülkede derinden bağlı olduğum yüzlerce insana sonsuz bir özlem duyuyorum, içimde müthiş bir ıssızlık duygusuyla.. Sadece 1 kez gitmiş olduğum, ama yüreğimin en derinlerinde bir yerde duran Karadeniz'i özlüyorum durup durup.. Volkan Konak, Kazım Koyuncu ve Nikos Mihailidis dinliyorum sürekli, burnumda yemyeşil çay bahçelerinin kokusu.. Anneannemin anlattığı masalları, efsaneleri, 'Karakoncolos' öykülerini, onun Türkçe-Rumca karışık kendine has dilini yazmak istiyorum. 'Kan çekiyor' dedikleri zaman neyi kastediyorlarsa, o oluyor bana da.. Bir demir parçası mıknatısın gücüne nasıl hayır diyemezse, o şekilde çekildiğimi hissediyorum topraklarıma. Gidip o insanları görmek, uzak akrabalarımın hepsini bulup tek tek sarılmak, hikayelerini dinlemek istiyorum. Karadeniz'i özledim çok.. O renkli gözlü, kemerli burunlu, bağıra çağıra konuşan, çabucak sinirlenen, bir o kadar çabuk seven, ne çok, ne çok sevdiğim, canımın içi insanlarıyla.. Yemyeşil ormanları, köpüren dereleri, çay ve tütün kokulu bahçeleri, başı sisli yaylaları, mısır ekmeği ve kara lahanasıyla. Keşanlı kadınları, kükreyen dalgalı denizi, ıssız patikaları, eski evleriyle.

Bir gün yeniden yolum düşecek topraklarına, yaylalarına.. çok iyi biliyorum. O güne kadar gün sayıyorum.


Tuesday, November 18, 2014

Edip gecesi


'Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
Nereye, ama nereye olursa gitmenin
Hüzünle karışık bir ağrısı' 

Edip Cansever


Ne mi yapıyorum? Nefes alıp, nefes veriyorum. İçimde bir yükseltilmişlik hissi, midemde hüzünle karışık ağrı. Çay koyuyorum, içimdeki kuşlar bedenimin duvarlarına çarparken. Çayı yudumluyorum, içimdeki bulantı, midemden yükselirken. Çocuklarımın sarı tüylü başlarını okşuyorum. Pencereden giren günışığı kamaştırıyor gözlerimi, kısıyorum acıyla. İçimdeki rüzgarlar, ruhumun bütük kovuklarına, bütün kuytu köşelerine üflüyor soğuğu. Ürperiyorum. Günün saatleri, ağır bir gülle gibi sürükleniyor, bağlı ayakbileklerime. Ayaklarımın altındaki zemini hissediyorum. Üşüyorum. Nereye kadar yürür karanlıklar? Kaçımız sayar saatleri, ilerleyişini zamanın, kaçımız alır böylesine derin, acılı, masmavi nefesleri? Ne mi yapıyorum? Yaşıyorum, günleri içimde çakıltaşları gibi biriktirerek. Dolanıyorum odalarda, günbegün, duvarlar arasında, aynalardan kaçarak. Kısıyor gözlerimi, kış güneşinin puslu halesine dikiyorum gözbebeklerimi. Ağzımda sebebini bilmediğim o buruk zeytin tadı. 

Ne mi yapıyorum? Yaşıyorum. 

İçimde derin bir kuyu gibi, bilinmez bir karanlık. Gitmelerin gölgesi düşüyor yüreğimin üstüne. Gitmelerin, o hüzünle karışık ağrısı.

Çocuklarımın minik burunlarını öpüyorum. Kalkıp bir çay koyuyorum.

    
'Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.'

- EC




Monday, October 27, 2014

Geliyor yağmur.



Sıcak esen rüzgarların kuruttuğu şehre, yaklaşıyor bulutlar, usulca..
Titreşiyor gölün yüzeyi, sanki önseziyle,
Damlaların kıpırtısını çağırır gibi.
Kımıldıyor sarı yapraklar, ağaçlarda
Ekim güneşini içmiş, altın ışıltısında saklıyor her biri.
Bekliyor dünya, tutmuş soluğunu.
Geliyor yağmur, usul usul yaklaşıyor şehre.
Gecenin ritmini değiştirmeye and içmiş gibi.
Kanına giriyor rüzgarın, deviniyor bulutlar.
Geliyor yağmur, uzun seneler önce verilmiş bir sözü tutar gibi.
İçimizin hengamesini susturup,
Gecenin kuytusunda sessizliğe yelken açar gibi.
Geliyor yağmur, yalnız, yorgun kaldırım taşlarına
Yumuşak öpücükler vaat eder gibi.
Yürüyor şehre yağmur, duvarlarda yankılanan
Tanıdık, bildik, eski, güzel bir şarkı gibi.
Kıpırdıyor gölün yüzeyi, yayılıyor dalga dalga karanlık.
Geliyor yağmur.



Moonshine
27 Ekim 2014





Müzik: Danser encore






Saturday, October 18, 2014

E.C.



"Ne peki
Yere dökülen bir un sessizliği mi
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
İşini bitirmiş bir org tamircisinin
Tuşlardan birine dokunacakkenki
Dikkati ve tedirginliği mi."


Ah Edip, canım Edip, nasıl anlatıyorsun insanı, yaşamı, bizi böyle.



Sunday, June 8, 2014

Way to blue



Way to blue



Bir kadının yüreği çizildiğinde,
Kanadı kırılır bir serçe kuşunun,
Gökyüzü ikiye ayrılır orta yerinden,
yırtık bir paçavra gibi
Boşaltıverir gözyaşlarını..

Bir kadının yüreği çizildiğinde,
Bir gül, döküverir yapraklarını..
Bir ıslık sesi çıkararak kuvvetlenir rüzgar,
Yapraklar iç çeker ağaçlarda, her bir ağızdan, usulca..

Bir kadının yüreği çizildiğinde,
Bir damla kan, bir damla gözyaşına karışır.
Kopuverir bir kemanın gergin teli,
Bir taş düşer bir kuyuya, uzaklarda bir yerde.

Bir kadının yüreği çizildiğinde,
Küsüverir güneş dünyaya
Ve saklanıverir bir bulutun ardına.

Yüreği çizilirse bir kadının,
Laciverte keser akşam,
Bir yerlerde bir kaya çatırdar, tam orta yerinden.
Kıyıya vurdukları yerde,
Ölüverir dalgalar.

Ve bir daha hiç bir şey,
Eskisi gibi olmaz.






8 Haziran 2014






(Resim: Modigliani - Siyah Kravatlı Kadın)



Tuesday, May 20, 2014

Su






Gelse yağmur..
Bir yazı yazsam.
Sussak, konuşmasak.
Bir yudum alsam hayattan.
Hüznün gözlerinin içine baksam.
Islanmış çakıltaşları gibi parlasa gözbebeklerim
Gözyaşlarında yıkanınca
Aksa içimden yılların tortusu, zamanın pası, kiri,
Şelalelerin ortasına dalsak,
Sessiz göllerin üstünde
Sekerek yürüsek
Sukuşları gibi.
Derelerde yıkasak ruhumuzu,
Her yanımızdan damlasa şıpır şıpır,
Biriktirdiğimiz, yüreklere dolmuş tüm acılarımız.
Kederleri sulara bıraksak.


Gelse yağmur..
Islansak.
Bir şiir yazsam,
Sussak...





20 Mayıs 2014






Sunday, June 23, 2013

Haydi Abbas


Güzel bir gün biterken, akşamın gölgeleri çökerken yüreğime, ışık gücünü yitirip azalmaya başlarken, en sevdiklerimi çok, ama çok özlediğimde..

Hep babamın bu en çok sevdiği şiiri okurum. İçimi ısıtır, burnumun direğini sızlatır, özlem bir ince sarı duman gibi kaplar yüzümü, yüreğimi.



Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun, işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal, çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.



Cahit Sıtkı Tarancı


Monday, March 11, 2013

Yerçekimli Karanfil





Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde  
Oysa ki seninle güzel olmak var  
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi  
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda  
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.  

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte  
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel  
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor  
Derken karanfil elden ele.  

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle  
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil  
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk  
Birleşiyoruz sessizce.  




Edip Cansever



Sunday, August 5, 2012

..............









KIZ ÇOCUĞU

 
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem ,
göze görünmez ölüler.
 
Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
 
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
 
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâğıt gibi yanan çocuk.
 
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
                                               



Nazım Hikmet Ran
1956

Wednesday, June 20, 2012

Dylan Thomas






My tears are like the quiet drift
Of petals from some magic rose;
And all my grief flows from the rift
Of unremembered skies and snows.

I think, that if I touched the earth,
It would crumble;
It is so sad and beautiful,
So tremulously like a dream.

Dylan Thomas

Saturday, April 14, 2012

Son Türkü


Bu yağmurlu, sakin Nisan gününde İstanbul'da, bu güzel şiir geldi aklıma nedense...


Son Türkü

Kaybolmak uzre suya düşen bilezik;
Bak, bütün kırışıklar silindi sudan.
Son saatimde mi uyandım uykudan,
Neden boş geçen yıllardan içim ezik?
Durdu beni ölüme götüren kervan.

Eski bir şarkı söyleniyor rüzgarda.
Duydum ki sevmeyi bilen dudaklarda
Benim ilahilerim hala okunan.


Sevgilim...... ellerime dokunaraktan,
Beni çağıran bir eda var sesinde.
Bu muydu insanlara son nefesinde
Görüneceğinden bahsedilen şeytan?


Sular çekilmeye başladı köklerde
Isınmaz mı acaba ellerimde kan?
Ah! Ne olur.. Bütün güneşler batmadan
Bir türkü daha söyleyeyim bu yerde!
Orhan Veli Kanık



Tuesday, February 14, 2012

Uzun kanatlı kuş sürüleri




binlerce, onbinlerce kemanla çağırdığım dolunay
elektriğin gümüş suyuna ışığını değdiren yıldız
yeraltı kentimde biten güzelavrat otu
geçmiş sevdalarımı erittiğin geceler için
yeniden birini sevmenin ne olduğunu anımsattığın
yüzümde tahtlar devirdiğin,
saraylar yıktığın için
düşlerinin içinden geçecek
uzun kanatlı kuş sürüleri diliyorum sana
ve severken seni,
sevdikçe seni
hep çocuk kalacağım, biliyorum.





Akgün Akova



Friday, August 19, 2011

L'Automne



Gönlümün mevsimlerinde
Nefes sesleri, iç çekmeler
Geçmişten sedalar işittim
Kurumuş yapraklar kadar nazenindi yaz
Ağustos, ağır ağır sıcaklığını terkederken
Yağmur, havada bir tehdit gibi asılı
Mevsim dönüyor, ben yorgun
İçimin rüzgarları, esintileri durgun
Dönüyor mevsim, sonbahar beklemede
Gün solgun, gök solgun, su solgun.




18/08/2011
4:20

Thursday, November 5, 2009

Kadeh

Fotograf: mike9alive


Burası dalyan kahvesi
Ortalık süt mavisi
Apostol bu ne biçim meyhane
Tabağımda bir bulut
Kadehimde gökyüzü

Oktay Rifat



Monday, March 23, 2009

Pembe karanfilim


Karanfiller açıyordu o zamanlar gözlerinde
Bir baksam kül olurdum yüzüne
Başın alıp gittiğinde yağmurlar küstü bana
Bir daha yağmadılar coşkuyla...

Bir karanfil ,yağsa yağmur
Büyülense yeniden dünya

Gün olup da geleceksen, usul usul gün yağarken
Gözlerinde karanfiller açacaklar tutuşup yine..



Yeni Türkü


Fotoğraf: Moonshine ©

Wednesday, October 15, 2008

Elveda Fazıl Hüsnü Dağlarca





Geçip gideceksin
Karanlığın

Nereye götürdüğünü bilmeden hiç


................
Sen geçip gideceksin
Bütün aydınlığı
Böylece bırakıp...



Fazıl Hüsnü Dağlarca, 'Günlerde'





Fotoğraf: Ara Güler