Showing posts with label fotograf. Show all posts
Showing posts with label fotograf. Show all posts

Monday, November 28, 2016

Bir masa etrafında


*String reprise*

Sizin yanınızda..

Evimde hissediyorum kendimi.

Sevgiyle sarmalanıyor, huzurla doluyorum.

Bir somun ekmek dilimine tereyağı ve balı katık etmişim de yanına bir demli çay koymuşum..

Yanımda siz. Gülüşleriniz. Bakışlarınız. Kucaklayışlarınız.

Çok sevildiğimi bildiğim yerlerde (annemin, anneannemin evinde mesela) hissettiğim o rahatlık, mutluluk hissi. Kendim olabildiğim, hiç bir maske takmak, hiç bir role soyunmak zorunda kalmadığım, hiç bir savunma mekanizmamı harekete geçirmek zorunda olmadığım zamanlarda hissettiğim o ferahlık, özgürlük hissi.

Aynı dili konuşuyor ya hani yüreklerimiz, ben bir kelime dahi söylemeden bakışlarımdan anlarsınız beni.

Beni benden daha iyi tanır ve anlatırsınız bana kendimi, ki gülerim çocuk gibi, ama hiç şaşırmam.

Kendi kodlarımız, kendi mimiklerimiz, kendi şifrelerimiz vardır, anlayamaz başkaları.

Beni asla yargılamayacağını bildiğim aklınızın yanıbaşında durunca, benzersiz bir güven hissi kaplar yüreğimi.

Yanımda siz.

Bir battaniye gibi sarmalayan, saran sevginiz. Varlığınız.

Çayımdan bir yudum daha alırım. İçim ısınıverir.

Bir masa etrafında oturmuşuzdur yine. Gece uzanır önümüzde.

Kahkahalar atar, ağlar, gülümser, bağırır, fısıldarız.

Okuruz.

Yaşamın özünü, öz suyunu damıtır, kelimelere döker, yazarız.




Sunday, October 25, 2015

Bir sonbahar günü



Mükemmel bir gün nasıl olur?

Güneş ışığı okşar yaprakları, yumuşacık sonbahar güneşi, şefkatle okşar, sevgiyle.

Canlarım ve ben, ormanda bir yürüyüş. Serin ve tertemiz havayı içime çekmek. Pırıl pırıl bir sonbahar günü. İnsana yaşama sevinci veren, içini neşeyle dolduran. Turuncunun, kahverenginin, kırmızının onlarca tonuna bürünen ağaçlar.

Sonra yine sevdiklerimizle yenilen güzel bir öğle yemeği. Tadına vara vara, keyfini çıkararak yemek..

Sonra, kahve kokusu..




Sunday, May 24, 2015

2015in ilk yarısı



Bu yılın ilk yarısı neredeyse geçmişken, dönüp bakmak istedim neler oldu diye bu zamanda. Doktoramı bitirmiş olmanın dinginliğiyle geçen bir kış mevsiminde güzel romanlar okudum, okumaya doydum. Çocuklarım arada hasta oldular, uykusuz geceler geçirdim ama büyüyorlar işte, büyüyorlar hızla..

Kıştan sonra gelen baharla çok güzel bir değişim ve dönüşüm süreci geçirdim. Kendimi daha çok dinlemeye, gün içinde dünyanın gailesinden ayrı, korunmuş bir zaman yaratmaya çalıştım, özen gösterdim. Yogayı ve meditasyonu her gün yaptığım, yapmazsam rahatsız olduğum bir hayat alışkanlığı haline getirdim. Ruhum ve bedenim, uzun zamandır hissetmediğim kadar hayat, sevgi ve enerji dolu şimdi.

Hayatımın geri kalanında devam ettireceğim bir siyah-beyaz portre projesine başladım. Fotoğraf yine hayatımda eski önemini kazandı.

Bütün hayatım boyunca yapmayı istediğim bir şeyi yapıp 8 haftalık bir Yaratıcı Yazma Atölyesi dersine yazıldım. İngilizce olarak kurgusal hikayeler, anı ve şiir yazmaya, yazdıklarımı internetteki edebiyat dergilerine göndermeye başladım. Yazmak hayatımı anlamlandıran en büyük eylemlerden olduğu için bunu serbestçe (ve iki dilde birden) yapabilmek beni çok mutlu ediyor.

Eski aşkım olan şiire geri döndüm. Müthiş bir şair olan Mary Oliver'la tanıştım, ve kelimeleri kullanış biçimine aşık oldum. Tekrar şiir okumaya ve yazmaya başlamak ruhuma çok iyi geldi. Kelimelerin tasarruflu kullanıldığı, bazen bir cümleyle yüz anlam aktarabilen şiiri ne kadar çok sevdiğimi anımsadım. Bazen bir sayfalık bir şiirin, bize yüzlerce sayfalık bir romandan daha fazla şey anlatabilmesini çok seviyorum.

Bir süreliğine Facebook hesabımı kapattım. Bilgisayar başında daha az vakit geçirmeye başladım. Çatıya çıkıp güzel gün batımlarını ve bulutları doya doya, uzun uzun izledim, çocuklarıma sarıldım, saçlarını kokladım, çiçekleri suladım, çiçekleri kokladım, ayaklarımı gölün sularına soktum, martıları izledim, güzel müzikler dinledim, şarkı gibi şiirler okudum, mandala boyama kitapları alıp uzun uzun, acelem olmadan kuru kalemlerle boyadım, oturup sakince meditasyon yaptım, sahil kenarında mis gibi yosun kokusunu içime çekerek yoga yaptım, manolya ağaçlarına tutuldum, hıdrellezde gül dalına dileğimi astım, mis kokulu kahveler içtim, yanında siyah çikolata yedim çokça, bol bol fotoğraf çektim, dünyayı kelimelerim ve fotoğraflarımla anlatmaya çalıştım.

Şükürler olsun.

Bu yılın ikinci yarısı da en az ilki kadar verimli, üretken, sakin, huzurlu ve dingin geçsin.

Sevgi ve ışıkla.




Tuesday, April 28, 2015

Yaşamın anlamı

Yazdığım yazılar ve çektiğim fotoğraflar birilerinin gerçekten ruhuna dokunabildiyse eğer, paylaşılmaya değer bulunduysa, o kısacık, sihirli anlarda hayatın anlamına bir adım daha yaklaştığımı hissediyorum.


Thursday, December 25, 2014

Güle güle 2014!




Hayatta insanın başına ne zaman ne gelir bilinmez, bundan sonraki senelerde ne olacağı belli olmaz ama çok güzel bir yıldın be 2014!! Altın gibi, pırıl pırıl, ışıl ışıl.. Umarım 2015 de seni aratmayacak güzellikte, harika bir yıl olur, güzellikler, mutluluklar getirir herkese..



Fotoğraf: Tulum harabeleri, Quintana Roo, Meksika, Aralık 2014




Saturday, October 18, 2014

E.C.



"Ne peki
Yere dökülen bir un sessizliği mi
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
İşini bitirmiş bir org tamircisinin
Tuşlardan birine dokunacakkenki
Dikkati ve tedirginliği mi."


Ah Edip, canım Edip, nasıl anlatıyorsun insanı, yaşamı, bizi böyle.



Monday, April 14, 2014

Gölgeyle ışığın buluştuğu yerde bir kadın: Vivian Maier



Elimde emektar Pentax K1000 fotoğraf makinem, Chicago sokaklarını arşınlarken hep hiç tanışamasam da kendimi çok yakın hissettiğim, eksantrik, değişik, esrarlı bir kadın.. Vivian Maier. Chicago History Museum'da fotoğrafları sergilendiğinde büyük bir mutlulukla gidip izlediğim, hikayesini ve hayatını internetten okuduğum, fotoğraf filmleri tab edildikçe Maloof koleksiyonunun internet blog'undan takip ettiğim.. Ama hayatı benim için bir bilmeceydi hala. 

Soğuk bir Nisan günü edebiyat kulübümüzün bir çok üyesiyle birlikte işte bu gölgelerle ışığın buluştuğu yerdeki kadını daha yakından tanımak için beyaz perdenin önündeydik. Uzun zamandır beni böylesine derinden etkileyen bir belgesel izlememiştim. 

Vivian, insanların ruhlarına çok yakından bakabilen, onları kısacık bir an içinde dahi olsa çok iyi tanıyabilen, derin bir kadın.. İyi bir fotoğrafçıda olması gereken o sezgi gücü var onda.. Işıkla gölgenin oyunlarını ustalıkla yakalayabilme ve hangi saniyede deklanşöre basacağını çok iyi kestirme yetisi.. Fotoğraflarında hayatın hiç bir ayrıntısını atlamayan, korkunç bir gözlem yeteneğine sahip, ama kendisi hep geri planda, gölgelerin arasında kalmayı tercih etmiş olan, esrarlı bir kadın.. Bu dünyadan geçerken kendince dünyaya izini bırakmak istemiş, ancak fotoğraf filmlerinin hiçbirini tab etmeyip onları büyük kutularda biriktirerek arkasında kocaman bir bilmece bırakmış, gizemli bir kadın.. 

Bu dünyadan bir Vivian geçti.. Hepimiz gibi, bu dünyada sahip olduğu kısıtlı süre içinde o da yüzlerce insanın hikayesine tanıklık etti. Bu hikayeleri fotoğrafın ölümsüz çizgilerinde, siyah,beyaz ve renkli karelerde sabitlemeyi seçti. Binlerce fotoğraf çekti, çoğu bir kaç yıl öncesine kadar hiç günyüzüne çıkarılmamış, ve çoğunun tab edilmiş halini kendisinin bile görmediği.

Beni en çok etkileyen ise, bu dünyadan göçtüğü 2009 yılına dek, yani ömrünün son yıllarında benim şimdi oturduğum, sokaklarını arşınladığım mahallede, Rogers Park'ta yaşamış olması. Sahilde bir bankta oturup bakışlarını göle, ufka çeviren, uzaklara dalmış gitmiş olan yaşlı kadınlardan biri olması.. Bir sene önce taşınsaydım bu mahalleye, Vivian'ı görebilirdim bu sokaklarda, sahilde. 

Her gün yanından yürüyüp geçtiğimiz o yaşlı kadınların her birinin, nasıl hikayeleri var kimbilir? Ne gizler taşıyor her biri yüreğinde? 

Sahilde o banka gidip oturup, Vivian'la konuşabilmek isterdim. Yaşamı boyunca biriktirdiği o anları, anıları, gözlerinde oynaşan ışığı ve gölgeyi görebilmek, duyabilmek isterdim. Yaşlı bir kadın öldüğünde onunla birlikte giden, yokolan bütün herşeyi, herşeyi ondan emanet almak, saklamak, yazmak isterdim..





Monday, February 10, 2014

Chicago Türk Edebiyat Kulübü


Gerçekten çok mutlu ve gururluyum. 2013 Şubat'ında kurduğumuz Chicago Türk Edebiyat Kulübü olarak ilk yayınımızı bu hafta çıkardık. Artık yılda 4 kez olmak üzere hem Türkçe, hem de İngilizce yazılar içeren bir "edebiyat ve sanat dergisi" yayınlıyoruz. İlk sayımız olan Kış 2014 işte şurada:


Bu da blog'umuz:



Hayatımdaki güzelliklere bir yenisini ekleyen bu muhteşem kadınların her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum buradan.

Sunday, July 1, 2012

Dream within a dream



Çok fazla roman/kurgu okumaktan (ya da genelde çok okumaktan) olsa gerek, gerçeklik algım çok değişken. Bazen bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyorum kendimi..

Mesela sabah kütüphaneye doğru yürürken, ağaçların yapraklarının yeşili daha bir canlı oluyor, yüzümü okşayan rüzgar daha bir serin, elimdeki kahvenin kokusu daha keskin.. Herşey bir rüya dokusu kazanıyor sanki. Kendimi bir merceğin içinden görüyor gibiyim, kendime ve hayatıma dışarıdan bakıyor gibi. Sanki gerçekliğin dışına çıkmış, oradan gerçekliğe bakıyor gibi.

'All that we see or seem
Is but a dream within a dream'

demişti Poe, ben de bazen kendimi rüya içinde rüya görüyor gibi hissediyorum.. Müziğin, kelimelerin, fotoğrafların, görüntülerin etkisi sarsıcı oluyor üzerimde, böyle anlarda. Çok güzel bir şarkı dinleyip ağlamaklı oluyorum mesela, ya da çok güzel bir roman okuyup sarsılınca düşüncelere dalıyorum.. Yazmak istiyorum bol bol, dünyanın beni nasıl sarhoş ettiğini kelimelerle anlatmak... Ya da anlatamamak..



Sunday, June 17, 2012

Babalar Gunu '12








 Babalar Gunu Kutlu olsun.

Sevgi ve sefkat dolu, yavrusunu bagrina basan, ondan sevgisini esirgemeyen, kizina verilebilecek en degerli seyi, vaktini ve emegini veren, ona mutlu, huzurlu bir cocukluk ve akabinde mutlu bir yasam hediye edebilen butun babalarin...

Benim babam gibi..

Kizimin babasi gibi..




Friday, June 1, 2012

Hoşgeldin Haziran





 2012 yaz başının şarkısı benim için bu enfes şarkı olacak. Dinlemekten bıkmıyorum.

Yılın neredeyse yarısının geçmiş olduğuna inanamıyorum. 

Fotoğraf, 2 hafta önce gidip gördüğümüz muhteşem Niagara Şelaleleri'nden.. Gezilerimi biraz daha çok yazabilsem keşke, ama şimdilik kırmızı kaplı Moleskine'imde duruyor yazılar. İleride çocuklarıma ve (umarım) torunlarıma bırakmak istediğim bir arşiv oluşturuyorum Moleskine defterlerim ve içindeki anılarım, düşüncelerim, seyahat notlarımla.. Gerçek bir kalemi elimde tutup gerçek bir kağıda yazmayı çok seviyorum.

Bol gezili, bol okumalı ve yazmalı, üretken bir yaz olması dileğiyle!


Saturday, February 4, 2012

Fotoğraf

Branson, Missouri




Çekmeyi çok, ama çok seviyorum.

En çok çekmeyi sevdiğim şeylerden biri (ne alakaysa) eski ve terkedilmiş fabrikalar, binalar, yangın yerleri, sanayi atıkları...vs ve bütün bunların 'post-apocalyptic' de denilen, hüzünlü, gerçekdışı havası.



Branson, Missouri



Loyola Üniversitesi Kampüsü, Steam Plant, Chicago




Pullman Historic District, Chicago