Thursday, December 13, 2012

Anna Karenina, Orhan Pamuk, romanlar





Ah Anna..  Hangimiz yargılayabiliriz ki seni, yaşam denen bu karmaşanın içinde bir sağa, bir sola savrulan bizler? Kim biliyor aşkın, mutluluğun, hayatın sırrını? Hiçbirimiz bilmediğimiz için romanlara sığınıyoruz belki de, onlarda arıyoruz bu soruların cevaplarını.. Ah Anna.. Aklının karmakarışık koridorlarında, gürültülü odalarında kaybolmuşken, kim seni çıkarıp alabilirdi oradan, ölümden başka?

İlk defa bir 'kurgusal karakter' için böylesine sızladı içim.. Ama bizim için bazı 'gerçek' insanlardan daha gerçek, daha elle tutulur iseler, kurgusal kahramanlar da aslında 'var' değiller mi bu dünyada? Çoğu gerçeklikten daha 'gerçek' değiller mi bizim için?


Anna'nın hikayesi bir kaç aydır benimleydi, öylesine yavaş yavaş ve tadına vara vara okudum ki.. Kitaptan içime kazınanlar: dahiyane tanımlar, duygu ve düşünce hallerinin muhteşem betimlenmesi, ya da Tolstoy'un bizi nasıl karakterlerinin beyninin, yüreğinin içine yerleştirebildiği..


Ya da hayata dair her şeyi çok büyük bir ustalıkla bize aktarması, yani 'bizi bize anlatması' diyebiliriz.. Orhan Pamuk'un hemen bu romanın arkasından okuduğum  Saf ve Düşünceli Romancı'sında söylediği gibi, 'hayatın ve yaşamanın nasıl bir şey olduğu'nu bize çok büyük bir başarıyla göstermesi.. Günlük yaşama dair ayrıntıları betimlerken nasıl ustaca beynimizi okuduğu, bütün büyük romancılar gibi 'Ah, işte benim düşüncelerim, benim hayatımı yazmış!' dedirtebilmesi bize.. Anna için içimizin sızlayabilmesi mesela, verdiği onca 'yanlış' karara rağmen.. 'Ah, Anna...' demek romanın sonunda, yüreğimiz buruk, ağzımızda metalik ve soğuk tadıyla ölümün.


Büyük romancılar, işte bu yüzden ölümsüz. Roman, işte bu yüzden yaşayan en büyük edebiyat türü olmaya devam edecek..













'Blog arkadaşım' sevgili Didem'e bu yazı için verdiği ilham sebebiyle teşekkürü borç bilirim!




5 comments:

  1. Ne güzel yazmışsınız, ellerinize yüreğinize sağlık. Yıllar önce lisedeyken okumuştum Anna'yı. Şimdi yine canım çekti.Yeni yılın ilk günlerinde bana eşlik etmesini istiyorum, bakalım günler ne getirecek.

    ReplyDelete
  2. Aynı şeyi bende cok düşünürüm. Romanlardaki karakterler nasılda yazarin yarattığı olmaktan çıkıp, gercekten ''var" olurlar degil mı? Hatta bazen yazar bile şaşırır karakterinin kararlarına, yaptıklarına... Ah o karakterler, iyi ki var olmuşlar, ruhumuzu doyururlar :))

    ReplyDelete
  3. 'Yanlis' karar diyorsun yani? :))

    ReplyDelete
  4. Uzerinde düşüneceğim...

    ReplyDelete
  5. Teşekkürler Kitap Kurdu..Bence de insanın en azından her 10 yılda bir tekrar dönüp okuması gereken kitaplardan biri. Umarım tekrar okuyabilirsiniz.

    Didem, tırnak içinde 'yanlış' diyebiliriz.. Yanlış ve doğru ne göreceli kavramlar değil mi? Üzerinde düşünmeye değer gerçekten..

    ReplyDelete