Thursday, March 23, 2006

Ben bir şehir kızıyım!

İtiraf ediyorum, ben büyük bir şehrin bana verdiği enerji olmadan yaşayamıyorum.

Küçük banliyöler, kasabalar, sessiz sakin duran hiç bir yer bana göre değil.

Etrafımda canlı bir organizma gibi yaşayan, nefes alan, devinen, kendini her gün kurup tekrar yıkan, gitgide büyüyen ve genişleyen bir şehir olmazsa ben huzurumu kaybediyorum.

Sokağa çıktığımda şehrin kalp atışlarını hissedebilmeli, o karmaşanın tam ortasında kendi ruhumun dengelendiğini hissedebilmeliyim.

Günün 24 saati yaşayıp nefes aldığını bildiğim bir yerde, her köşesinde ayrı bir yaşamın son hızıyla sürüp gitmekte olduğu, her gün ayrı bir destanın yazıldığı, o uçsuz bucaksız yerde olduğumu bilmeliyim.

Mutlulukla dolmalıyım egzos, sigara ve vapur dumanlarını içime çekerken. Yüzüme o tanıdık gülümseme yayılmalı korna sesleri, vapur düdükleri, onlarca ezan sesi ve martı çığlıkları birbirine karışırken.

Banliyölerin 'yapay güvenlik' dolu sahte rahatlığında değil, şehrin o 'hiç de tekin olmayan' ıssız mahallelerin kuytuluklarında atabilmeliyim adımlarımı ve bu bana korku vermemeli.

İçinde aktığım insan kalabalığının gücünün ve enerjisinin kendi içimde de aktığını hissetmeliyim sokaklarda yürürken, birbirine ve şehre 'bağımlı' hale gelmiş bu topluluğun bir parçası olduğumu bilmeli ve bundan büyük bir keyif almalıyım.

Arada sırada uzaklaşsam da döndüğüm yer yine hep metropoller oluyor bu yüzden, onlarsız belki bir süreliğine yaşayabiliyorum ama sonunda geri geldiğim yer hep aynı. Yaşamı bana her yüzüyle, iyisiyle, kötüsüyle, güzeli ve çirkiniyle sunan şehir.

Ben bir şehir bağımlısıyım.


----------------------------------------------------------------


"The screech and mechanical uproar of the big city turns the citified head, fills citified ears - as the song of birds, wind in the trees, animal cries, or as the voices and songs of his loved ones once filled his heart. He is sidewalk-happy.”

Frank Lloyd Wright

“The two elements the traveler first captures in the big city are extra human architecture and furious rhythm. Geometry and anguish. At first glance, the rhythm may be confused with gaiety, but when you look more closely at the mechanism of social life and the painful slavery of both men and machines, you see that it is nothing but a kind of typical, empty anguish that makes even crime and gangs forgivable means of escape.”

Federico Garcia Lorca

Friday, March 17, 2006

Koku hafızası

İnsanın beyninin anıları saklamada en güçlü yanı koku hafızasıymış.

Bana kışın ortasında bir yaz gününü hatırlatan kokular ne olabilir?

Sabah erkenden taş duvarlarını ısıtan güneşe merhaba diyen odanın mobilyalarının taze , ısınmış ahşap kokusu.

Uyanıp pencereden dışarıya doğru başımı uzatıp aldığım kekik, zeytin ve nane kokularının birbirine karışarak oluşturduğu 'Ege' kokusu.

Ellerimi yıkarken kullandığım mis gibi beyaz, saf Hacı Şakir sabunu kokusu.

Az sonra güneşe ve denize kavuşacağımı bana büyük bir kesinlikle bildiren güneş yağının tenime karışan güzelim hindistan cevizi kokusu.

Denize giden yolda yürürken kolumda güneşten ısınıp gevşeyen hasır sepetin kokusu.

Sahile yaklaşırken insanın başını döndüren denizin iyot ve yosun kokusu.

Sahilde güneşin tam ortasına serilip alnımda boncuk boncuk oluşan terleri birazdan serin sularda eriteceğimi bilip gülümserken burnuma dolan sıcak kum kokusu.

Deniz kenarında inanılmaz acıkmışken kesilen kıpkırmızı karpuzun ve taze beyaz peynirin, simidin susamlarının kokusu.

Biraz kestirip uyandıktan sonra okuduğum gazetenin kağıdının kokusu, rüzgarın uzaktan getirdiği balık ve okyanus kokusu.

Gözlerimi tekrar akşam güneşine kapatırken kendimi işte bu yaz gününde kaybetmek isteyişimin öyküsü..

Sunday, March 12, 2006

Final zamanı

Hep böyle oluyor, kütüphanede yaşıyorum artık.
Kütüphaneye diş fırçası ve diş macunumu götürdüm, terlik filan bile götürdüm, ikinci evim oldu artık orası iki haftadır.
Neyse artık biraz uzaklaşmak iyi gelecek, yollara düşmek yine, her zamanki gibi, çok güzel..

Şu sınavlar bitsin daha çok yazacağım söz!!!

Thursday, March 9, 2006

bir an

Uzun Kanatlı Kuş Sürüleri Diliyorum Sana



aşk çılgınlığının köprülerinden geçelim seninle
sevgilim, yaban otları arasında bulduğum yeşim
yüreğimdeki su birikintisinde okyanusu arayan nehir
sevgilim, unutmabeni çiçeğinin tuttuğu günlük
gözlerimle sarıldığım kuğu bulutlu gökyüzü

ellerini ayrılıklardan kaçırdığım
dalgın deniz feneri duruşlu
ilkbaharda gezinen sis saçlı sevgilim
mevsimlerin ilkokulundan kışı silelim seninle
yaz yağmurlarına yakalanalım
kumsalında sevişmek istediğin Kız Kalesi'nin önünde
açık hava sinemalarının yıkıntılarında uyuyalım
yer gösterici uyandırsın bizi
gözümüze sıktığı el feneriyle

"hadi kalkın sevdalılar,
Aşk Hikayesi filminde oynayan çift yaşlanmış,
seyirci sizi görmek istiyor!"

binlerce, onbinlerce kemanla çağırdığım dolunay
elektriğin gümüş suyuna ışığını değdiren yıldız
yeraltı kentimde biten güzelavrat otu
geçmiş sevdalarımı erittiğin geceler için
yeniden birini sevmenin ne olduğunu anımsattığın
yüzümde tahtlar devirdiğin,
saraylar yıktığın için
düşlerinin içinden geçecek
uzun kanatlı kuş sürüleri diliyorum sana
ve severken seni,
sevdikçe seni
hep çocuk kalacağım, biliyorum




Akgün Akova

Wednesday, March 8, 2006

8 Mart Dünya Kadınlar Günü





Dünyanın her neresinde olursak olalım, biz kocaman bir kızkardeşler topluluğuyuz. 8 Mart dünya kadınlar gününüz kutlu olsun!

Thursday, March 2, 2006