Friday, March 16, 2007

Bliss




İngilizce'de 'mükemmel mutluluk' gibi bir anlama gelen bu kelime şu andaki ruh halimi özetliyor. Son finalim de bugün bitti ve her ne kadar bahar tatilimi de kütüphanede master tezimi bitiriyor olmakla geçirecek de olsam yine de üzerimde inanılmaz bir rahatlama ve zor bir şeyler başarmış olmanın verdiği yorgun, tatlı sarhoşluk var. Artık sadece tek bir projeye odaklanabileceğim için çok mutluyum ve onu da bitirdiğim zaman gerçekten çok rahatlayacağım:)

Pratik Anne beni sobelemiş, ben de finallerim bitmişken ve rahat keyifli bir ruh hali içindeyken yazayım dedim hakkımda bilinmeyen bir kaç şeyi:)


Moonshine'ın yaşamında bilinmeyen detaylar:


- Prematüre doğmuş bebeklerdenim. 8 aylıkken normal zamanımdan bir ay önce hayata başlamışım (yaşamak için ne kadar heyecanlandığım ve sabırsızlandığımın ilk işareti:) ve doğmam gereken yıldan (1982) önceki yılı ucundan yakalamışım. Aslında çok mantıklı bu çünkü ben Yay burcu olmak için doğmuşum diyebilirim! Burçlara ilk inanmaya başladığım an kendi burcumun özelliklerini okuduğum, orada kendimi gördüğüm ve hayretler içinde kaldığım andı. (Yabancı diller öğrenme, yeni kültürler, başka insanlar tanıma, başka ülkelere gitme, seyahat isteği, fazla dürüst (bazen patavatsızlığa varan) olma ve fazla iyimserlik (bazen saflığa varan), sürekli çocuksu bir neşe hali içinde olma, epeyi geniş bir zaman anlayışımın olması ve bu yüzden her yere geç kalmam....vs.)

- Konuşmaya başladığımda ilk söylediğim sözcük 'Dede'ymiş ve 8 aylıkken konuşmaya başlamışım. O zamandan beri de sürekli konuşuyorum zaten:) Dedem bu işe acayip sevinmiş ve o anda keyifle bir sigara yakmış!

- Mantıksız bir yükseklik korkum var. Özellikle düşme olasılığının olduğu alçak demirli balkonlarda, teraslarda, kısacası yüksek olan her yerde dehşete kapılıyorum. Aşağıya uzun süre bakacak olursam başım dönmeye, kulaklarım uğuldamaya, midem bulanmaya başlıyor. Sanırım küçükken babamla Uludağ'da bindiğimiz teleferiğin zangır zangır sallanması ve bizi üzerinden aşağıdaki derin uçuruma atması tehlikesiyle karşılaştığımdan olabilir bu korku.


- Kendimi bildim bileli en beceriksiz olduğum şeyler el becerisi gerektiren şeyler. Biraz sakar olmanın yanısıra ellerimi kullanarak ince iş yapılması gerektiğinde yani elişi, örgü örme, tığ kullanma, dikiş yapma...vs. gibi aktivitelerin adı bile geçse stres olurum!


- Dünyada en zor bulunan kan gruplarından biri olan 0 RH (-) kana sahibim ve bu yüzden toplumun %5 kadarını oluşturan ve diğer bütün kan gruplarına kan verebildiği halde sadece kendi grubundan kan alabilen o elit (!) grubun içindeyim.


- Eşit derecede beceremediğim bir diğer aktivite: Makyaj yapmak! Yaşıtlarım annelerinin saç tokalarıyla, rimelleriyle, pudraları ve rujlarıyla oynarken ben 'Doğan Kardeş' dergisi okumaktaydım:) Ortaokul ve lisede artık yaşıtlarım makyaj ve süslenme sanatını hatmetmişken ben hala kitap okuyordum. Kendimi bildim bileli süslenmekten anladığım: Sabah yüzümü yıkamak, nemlendirici sürmek, dudaklarıma chapstick sürmek, saçlarımı taramaktı. Neyse ki 20'li yaşların ortalarına doğru biraz biraz kendimi zorladım bu gibi şeyleri öğrenmek için ve biraz olsun 'feminen' olabilmek için de hiç olmazsa artık göz kalemi, rimel ve parlatıcı sürebiliyorum bazen gece dışarı çıkarken en azından:) Ama hala fondöten, far, pudra, kapatıcı, koyu renkli ruj...vs. gibi gelişmiş makyaj tekniklerini uygulamayı beceremiyorum. Kendi tırnaklarıma 'rakı beyazı'ndan daha koyu renkte olan herhangi bir oje sürmeyi de beceremem.

- Hayatımı özetleyecek tek bir kelime varsa: 'Denge' diyebilirim. Hayatımın her döneminde tek hatırlamam gereken kelime, yaşamıma rehberlik eden tek kavram o oldu. Hiç bir şeyin ne alt sınırına, ne de üst sınırına yaklaşmadan ortada, dengede seyretmek.. Yaşamımın değişik yönlerini dengelemek, hiç bir şeyin, hiç bir duygunun diğerlerini yutacak kadar büyümesine izin vermemek. Denge, huzura eşit bence.

- Kardeşimin göbekadını ben koydum, ben 4 yaşındayken ve o yeni doğmuşken.

- İlk defa doğum ilanımla olmak üzere bir kaç kez gazeteye çıktım:) Bir kez Milliyet Cumartesi ekinin ön sayfasında manşete çıktım, (Hangi gün ve yıl söylemem tabii:) Ondan sonra bir kaç kez daha gazetelerde yer aldım. Kendimi celebrity gibi hissetmiyorum:)

- Konuşurken elimi kolumu sağa sola sallarım, tipik 'Akdeniz insanı' gibi hevesli hevesli ve hızlı hızlı konuşurum. Hatta bazı Amerikalı arkadaşlarımın söylediğine göre telefonda Türkçe konuşurken arada nefes alıp almadığımdan şüphe ediliyormuş!

- Korktuğum bir diğer şey ise aşırı kalabalık ve izdiham tehlikesi olan yerlerdir. (Konser, maç, miting....vs. gibi) Cüssem epeyi küçük olduğundan böyle mekanlardan bilhassa korkar ve çekinir, mümkün olduğunca kaçınmaya çalışırım.


- Bu dünyadaki ilk 'nickname'im 'Çakıl'mış, annem ve babam ben daha doğmadan annemin karnındayken bana bu adı yakıştırmışlar:) The Flintstones'dan esinlendikleri için bana aldıkları çoğu şeyde (bebek yatağı çarşafı, yastık kılıfı...vs.) Taş Devri karakterleri temasına uygun almışlar. Bunlar hala evde bir yerlerde durur.

- Onsuz yaşayamacağım 3 nesne: Macbook'um, saç kurutma makinem, sırt çantam.


Ben de Burcuk'u sobeliyorum, bakalım hakkında bilmediğimiz neler varmış?


Sevgiyle, mutlulukla kalın! Ben dondurma yemeye gidiyorum:)

2 comments:

  1. Burak4:54 AM

    :D amanin bu nasil bir self portrait olmus böyle gittikce asiyosun kendini canim benim cok öpüldünüzz Muck :) Buriskon

    ReplyDelete
  2. Canim kuzu, tesekkurler yorumlarin icin. Ben de cok optum:)

    ReplyDelete