Thursday, August 18, 2005

Baktım

4 sene önce yazdığım, bizim okulun dergisinde de yayınlanmış olan bir yazım. 4 sene, zaman gitgide artan bir ivmeyle geçiyor bedenimin içinden. 4 sene, neredeyse bir ana denk olmuş. Yaşamımın bundan sonraki zamanlarını düşünüp, ürperiyorum.


Baktım

Gece, kopkoyu, simsiyah dikiliyordu karşımda.Aldım, yırttım, iki parçaya ayırdım onu, bir parça ister misin? Gözlerime bakarken gözlerinden, göz pınarlarından hiç ayrılmayacakmış gibi asılı duran iki elmas pırıltısı kamaştırdı yüreğimi yeniden…Buruk zeytin tadında bir sızı yerleşti vücudumun tam ortasına.Gözlerine bakmak, gözlerine bakıyordum, dünyaları yansıtan ve kendini bende tanımlayan parlak gözbebeklerine.Baktım, varoldum, öğrendiğim ve öğreneceğim her şeyin içinde yokoldum, ölümün yüzüne baktım, usulca “merhaba” dedim ona, beni sevdi, biliyor musun? Ona sana baktığım gibi bakamadım, ona bir yıldırımın bir ağaca düşmesini seyreder gibi, fırtına bulutlarının toplanmasına tanık olur gibi bakamadım, ona eski bir dostmuş gibi sevgiyle, “sevgi”yle baktım.Neler yaşadım derken “neler öldüm” demez insan hiç.Ben de demedim, sadece baktım, korkunç, kocaman, simsiyah suların derinliklerinde yaşayan hissiz, duygusuz balıklar gibiydi, kendine akar gibi bakıyordu bana, kendine ve kendinden dışarı akar gibi, sonsuz, sarı hüzün sellerinde…”Neler öldüm”, nelerde öldüm, yaşanılası mevsimlerde yalınayak, çakıl taşlarına basarak turuncu halkalı güneşe yürüdüm.Güneşe, gözlerine yürüdüm, baktım, hiç var olmamış, sonsuzluk renginde pırıltılara baktım, baktım, sen oradaydın, neler oluyor dedin, sonunda, gerçekten oluyor mu yoksa, şaşırmıştın, ürkek ürkek, mavi mavi baktın bana.Baktım, midem bulanıyor, sanırım bir yaşam çıkarmak üzereyim, deli gibiyim, kendimi bölen, ikiye bölen bu soğuk da neyin nesi, bir parça ister misin? Baktım, yıldızlı gecelerde, sarı saman kağıdı sayfalara işlenmiş yüzüne baktım, siyah-beyaz bir film şeridinde kaybolmuş benliğine, buz gibi şelalelerden taşan sana baktım.Bildiklerim, öğrendiklerim bir yaşam yarattı, bakıyorum, baktım, orada, çok uzakta küçücük bir ışık var, elimi tutar mısın? Neredeyse oradayız, ölüm titredi, yaşam aktı gökyüzünden, kaybolmak üzereydim, baktım…Kayıp kayıp, siyah siyah aradım seni, ıpıslak, her yanım ıpıslaktı, derinliklerde kayıp, sonsuz yalnız küçücük bir taştım, yokolduk, okyanus neler yaptı bize, yokolduk, sen, ben, yokoluşa baktım…Ağzımı açtım, hiçlikten başka bir şey girmedi içeriye biliyor musun? Baktım, gözbebeklerim küçük kum tepelerinin ardında kaybolana dek, içimden zaman akana, ölümün “ben”ine bakana dek…Baktım, zaman bendeydi, yüreğim çok dışımda, ikiye bölünerek kırıldım.Zaman kırıldı, ölüm dışarıya aktı, baktım…Hala burada mısın? Anlatacak çok şeyim vardı, hafif bir dudak bükümü uzaklığında, akacak çok ırmağım vardı, deniz ölümün gözlerindeydi.Baktım, kendime bakana kadar, bir tarih boyutu olana, küçücük bedenimi ilk defa görene kadar….Baktım…

06.04.2001

1 comment:

  1. 15 yaşında geriye bakınca geçen zamanın sadece bir an olması...ve 70 yaşında da geriye bakınca geçen zamanın sadece bir an olması.... sen sonsuzluk denizinde bir nokta bile değilsin gerçeğinden başka bir şey değilsindir. buna nalamana ( 4 yılık bir periyotta bile) çok sevindim

    ReplyDelete