Wednesday, August 17, 2005

Deprem


17 Ağustos depreminin üzerinden 6 sene geçmiş ve bugün 6. yıldönümüymüş. Peki, acaba yeni bir depremi karşılamak ya da olan depremin yaralarını sarmak adına ne yapıldı bu geçen süre içinde? Gölcük'te, herhangi bir depremde 2 kat riskli olduğu belirtilen alana 8 katlı binalar yapılmaya devam ediyormuş. Bu, neler yapıldığı, yapılabildiği hakkında bize bir fikir veriyor sanırım.

Ben o geceyi çok iyi hatırlıyorum, daha dünmüş gibi. Biraz da kendi günlüğümden yararlanarak o geceye bugün tekrar geri döndüm, ve bazı şeylerin nasıl unutulamayacağını, unutulmaması da gerektiğini aslında, gördüm.

17 Ağustos 1999 gecesinde ben, henüz hangi üniversiteye gideceği belli olmayan bir üniversite adayı olarak yatmıştım uykuya. Bugün, 2005 yazında yine inanılmaz sıcak olan bu 17 Ağustos günü gibi, o gün de dayanılmaz bir sıcak vardı.

Evde bulduğum günlüğümden, 18 Ağustos 1999 tarihli sayfalardan doğrudan alıntılıyorum:

17 yaşındaki Moonshine:

'Gece saat 03.00 gibi (daha doğrusu sabaha karşı) yatağımın müthiş bir şekilde sarsılmasıyla uyandım içimde iğrenç bir hisle. Koridorda mavi bir ışık yanıyordu ve babam: 'Allahım ne oluyor?' diyerek bağırıyordu. Ev müthiş bir şekilde sallanıyordu ve bir an tüm evin başımıza yıkılacağını sandım. Önüme duvarlardan çerçeveler ve kitaplar düşüyordu. Büyük bir panik ve şok içinde annem bizi önüne kattı ve merdivenlerden inmeye başladık. Evden tuğla gıcırdamaları ve dolap kapağı sesleri geliyordu, ama aklımda 'deprem' sözcüğü yoktu hiç. Aşağıya indik, o telaş içinde annem hepimize birer palto verdi ve dışarı çıktık. Annem beyaz kapıya anahtarı elleri titrediği için bir türlü uyduramıyordu. Neyse dışarı çıkabildik ve alt bahçeye indik. Bu arada sarsılma sonunda bitti ve tüm şehrin elektriği aynı anda kesildi, o anda gökyüzündeki tüm yıldızlar sanki elimizle tutabileceğimiz kadar yakınlaştı bize ve gökyüzü sanki yere indi. Hayatımda hiç görmediğim kadar çok, binlerce yıldız muhteşem bir şekilde ortaya çıktı ve nefesimiz kesildi adeta. Biri kırmızı bir işaret fişeği attı ve gökyüzü o anda biraz olsun aydınlandı.

S. Hanım'lar (Ek bilgi: Komşularımız) da dışarı çıkmışlardı ve onlar da şok halindeydiler. Annem S. Hanım'la konuşarak ağlamaya başladı. Burak ve benimse dizlerimiz titriyordu, midemiz kasılmıştı ve şok olmuştuk. Bu gördüğümüz en feci ve en sarsıcı depremdi. Sonradan yukarıya çıktık ve arabanın radyosundan bilgi almaya çalıştık ama tüm istasyonlar otomatiğe bağlamışlardı ve müzik çalıyordu her yerde. Sonunda 'Marmara FM' diye bir radyo bulduk, onda da bir DJ 'İstanbul için dua edin' diye bağırıyordu sürekli. Çok sinir bozucu bir durumdu.

Çaresizce aşağıya indik ve S. Hanımlarla konuşarak beklemeye başladık. Annemler hemen eve girip sandalye, el feneri ve çorap aldılar. S. Hanım'ın radyosundan duyabildiğimiz kadarıyla bu deprem çok çok şiddetliydi, binlerce ev yıkılmıştı ve çok fazla can kaybı vardı. Son yüzyılların en şiddetli depremiydi ve Richter ölçeğine göre 7.4 şiddetindeydi. O arada artçı depremler devam ediyordu ve her yer sarsıldığında endişeyle kasılıyor ve birbirimizin yüzüne bakıyorduk. Komşularımız da çok korkmuşlardı ve konuşarak bu korkuyu atlatmaya çalıştık.

Sabaha kadar paltoların içinde endişeyle dolu bir şekilde bekledik. Ölü sayısı sürekli artıyordu, İstanbul'da 150 kişiydi. Depremin merkez üssü Kocaeli (İzmit)ti ve en çok etkilenen yerler Adapazarı, Gölcük, Değirmendere, Çınarcık....vs.ydi. Sabah olmak bilmiyordu ve ana şoktan sonraki şoklar da bizi çok korkutuyordu. Sonunda güneş doğabildi ve içimizdeki korku ve endişeyi biraz olsun dağıttı. Deprem (en büyüğü) tam 45 saniye sürmüştü ve bu bir depreme göre çok büyük bir rakamdı. S. Hanım'larla çay içip biraz bir şeyler yedik ve gece anneannemleri bulamadığımızdan ötürü annem Burak'a S. Hanım'ın evinden telefon ettirdi ve sonunda onlara ulaştık.

Sabaha kadar elektrikler kesik olduğundan (ve evdeki iki telefon da elektrikle çalıştığından) kimseye ulaşamadık, ve kimse de bize ulaşamadı. Anneannemlerin dedemin dükkanında olduğunu öğrendik ve sonradan onlar da bize geldi. Onların da evinde bir çok çatlak oluşmuştu ve dedem çok korkmuştu depremden.

Sonradan bahçenin ortasında, tavşanelması ağacının gölgesinde kahvaltı ettik. O günü dışarıda geçirdik. Beslediğimiz iki kedi yavrusu, Pisagor ve Spartaküs de peşimizden ayrılmıyorlardı, annemin zaten sinirleri bozulmuştu, sinirini onlardan çıkarıyordu. Zaten depremde de kapının dışına çıkar çıkmaz kedileri gece gözleri parlar bir halde hemen oracıkta miyavlar halde görmüş ve çok korkmuştuk.
............'

17 yaşındaki Moonshine olarak, bunları yazmışım işte o günle ilgili. İnsan 6 senede detayları, korkusunu, her şeyi unutuyor depremle ilgili yaşadığı. Ama unutmamamız gerek. Hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor.


Ölen binlerce insanın anısına, ve bir daha böyle hataların tekrarlanmaması dileğiyle..

No comments:

Post a Comment