Tuesday, November 7, 2006

Kasım sabahı karanlığı

Sisli, puslu, karanlık bir Kasım sabahı..Neden hep bu ayda sabahlar böyle ağır bir yük getirip koyar insanın yüreğine? Soğuktan mıdır içimizdeki karanlık, bitmeyen yağmurlardan mı, sabahların pusundan mı? Hayatlar biter, başka hayatlar başlarken neden arada durup bakarız pencereden dışarıya, bir an olsun herşeyi, hayatın bütün getirdiklerini, çılgın temposunu unutarak? Pencerenin dışında, ağaçlar neredeyse çıplak, binaların üzeri hafif ıslak, sokaklarda henüz kimse yok.. Pencerenin dışında, dünya yeni bir Kasım gününe hazırlanıyor yorgun argın. Arada sırada trenler geçiyor uzakta görünen trenyolundan, o bitmeyen telaşlı halleriyle. Bazen birisi yürüyor tek başına sokakta, Kasım sabahının yorgunluğu ve bıkkınlığı onun da binmiş omuzlarına, besbelli..

Kasım sabahında, neden ben Türk siyasetinde bir dönem bitmiş gibi hissediyorum? Bir insanın hayatının bitiminden çok, uzun ve güzel bir şiirin bitimi gibi üzüyor beni bu son. Garip, gidişler, terkedişler hep puslu Kasım sabahlarına mı rastlar? Ve acaba masmavi gökyüzüne uçan bir beyaz kuş gibi midir gidişler hep?





Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil, unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma...



Melih Cevdet Anday

3 comments:

  1. siir cok anlamli.
    bir varmis, bir yokmus.
    bazen saka gibi geliyor olsa da!

    ReplyDelete
  2. C'est la vie ma cherie!

    ReplyDelete
  3. sen hep yaz arkadaşım

    ReplyDelete