Monday, May 25, 2009

Bir okuma serüveni - 1

Serablog'dan Sera beni mimlemiş, soru ise şu: 'Okuma serüveninizde unutamadığınız, hayatınızın bir dönemine, özellikle de çocukluğunuzun ve ilkgençliğinizin hayal dünyasının oluşumuna etki eden yazar kim?'

Bu mim gerçekten çok özel benim için. Daha önce hiç, çocukluğum ve ilkgençliğimde okuduğum kitapları listelememiştim. Soru çok güzel ve özel, cevabı ise biraz uzun olacak. Çünkü, 1- Ben de aynı Sera gibi okumaya 5 yaşında başlamışım. 2- Şu yazımda bahsettiğim fil hafızam sayesinde okuduğum neredeyse bütün kitapların isimlerini ve ana karakterlerini hatırlıyorum. 3- Çocukluğum ve ilkgençliğimde hiç durmadan, hiç yorulmadan tonla kitap okuduğum için beni etkileyen onlarca yazar var :)

O kadar çok isim hatırladım ki okuma serüvenimi ikiye bölmeye karar verdim.

Birinci yazıda (bu yazı) Okul öncesi ve ilkokul yıllarımda beni etkileyen kitaplar:





İlk okumayı öğrendikten sonra evimizin kütüphanesine saldırmıştım tabii ki ilk olarak. O kütüphane benim için eşi benzeri bulunmayacak bir hazineydi. Evimiz her zaman kitap dolu bir ev olmuştur. Çok mutlu bir çocukluk geçirmemin en büyük sebeplerinden biri de budur! Bizde fazla çocuk kitabı yoktu, bu yüzden doğrudan ansiklopedilerden başlamıştım..Ansiklopedilere bayılırdım! Hele de renkli ve bol resimli, kocaman fontları olan, ve aklınıza gelebilecek her konuda bilgi sahibi olabileceğiniz 'Hayat Ansiklopedileri' en sevdiklerimdi. Oturup saatlerce ansiklopedi maddelerini okuduğumu hatırlıyorum. Bir keresinde, işim gücüm yokmuş gibi oturup 'Alçı' üzerine olan maddenin hepsini baştan sona okumuştum. Ne işim olacaksa o yaşta duvar alçılarıyla! Çok alem bir çocukmuşum!




'Hayat Ansiklopedileri'nden sonra çocukluğumu en çok etkileyen yayın Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Doğan Kardeş'tir. Çocukluğumun dergisidir ve iddia ediyorum ki Türkiye'de bugüne kadar çıkmış olan en kaliteli çocuk dergisidir. 1988-1993 yılları arasında çıkıyordu. Şimdi yeniden çıkarıyorlar galiba ama hala eski kalitesinde mi, hiç bilmiyorum, yenisini henüz okuyamadım. George Orwell'in Hayvan Çiftliği'ni (Animal Farm) ilk defa bu dergide okumuştum, çizgi roman olarak (Resimde sol alt köşedeki dergi kapağı). Queen diye bir grubun varlığını ilk bu dergiden öğrenmiştim! Ozan Hugo ve maceraları, 'Altın Beyinli Adam' hikayesi, Yalvaç Ural bilmeceleri, bir tanesi kurta dönüşebilen ikiz kardeşler çizgi romanı...Bunlar dergiden en çok aklıma kazınan şeyler olmuş.

Ayrıca Doğan Kardeş'in bir sayısında benim de 'Kelebek' adında bir şiirim yayınlanmıştı nacizane, inanılmaz mutlu olmuştum! Moonshine'ın yazarlık serüveni işte o yıllara dayanır :)

Çocukluğuma damgasını vuran başka kitaplar da vardı tabii. İlkokulda okuduğum Andersen'in 'Çirkin Ördek Yavrusu' masalını çok severdim.. Küçük ve dışlanmış siyah ördek yavrusunun güzel bir kuğuya dönüşmesi çok mutlu ederdi beni. Adeta bir metamorfoz simgesiydi benim için.

Üçüncü sınıftaydım sanırım, annem bana Selma Lagerlof'un 'Nils ve Uçan Kazlar' kitabını hediye etti. Kutup soğuğu diye bir şey olduğunu ve Laponlar diye bir halkın varlığını ilk defa o kitaptan öğrenmiştim. En sevdiğim kitaplardan biridir, Nils'in parmak kadar küçülüp kazlarla dünyanın uzak yerlerine uçtuğu bu kitap.

'İnsanın yüreğini parçalayan masallar' kategorisinden ise 'Kibritçi Kız' ve 'Karlar Kraliçesi' çok etkilerdi beni. Boğazımda düğümlenirdi gözyaşlarım, ağlayamazdım da. Ama bu iki masal hep içimi acıtmıştır. 'Çocuk hikayeleri' adı altında neden böyle acıklı şeyler yazılır hala anlayamamışımdır. Çoğu klasik çocuk masalında bir drama, bir trajedi var dikkat ederseniz.

Çocukken en çok korktuğum kitap ise, evimizde tesadüfen bulduğum 'Ömer Seyfettin'den Seçme Hikayeler' kitabıydı. Şimdi hatırlayınca bile ürperiyorum. Küçücük bir çocukken okuduğum o kanlı, vahşet dolu ve korkunç hikayeler, ruhuma işlemişti adeta. Özellikle 'Bomba' hikayesini her okuduğumda ayrı bir korkar, sonunu görmemek için o sayfayı atlamaya çalışırdım. Sahi, neden ilkokul çağındaki çocuklara 'Bomba' ve 'Diyet' gibi korkunç hikayeler okutulur bizde?

İlkokulda okuduğum ve beni en çok etkileyen çocukluk kitabım Kenneth Grahame'dan 'Dört Arkadaş'tır. (The Wind in the Willows) Bu kitaptaki Köstebek'in, Kurbağa'nın, Susamuru'nun ve Fare'nin maceralarını hiç unutmadım. İleride çocuğum olursa ona mutlaka okuyacağım kitaplardan biridir bu güzel kitap.

Yine çok küçükken dayımın kitapları arasında bulduğum 'Allah Rahatlık Versin' adındaki masal kitabı, okuduğum en huzur verici kitaplardan biridir. Oradaki her masalı defalarca okumuşumdur. Oradaki en sevdiğim masalsa, Fıldırfış adında bir bezelye tanesinin maceralarından oluşan masal idi!

Klasiklerin sadeleştirilmiş versiyonlarını da okudum tabii ki: Neredeyse bütün Jules Verne kitaplarını, Güliver'in gezilerini, Heidi'yi, Robinson Crusoe'yu, İki Yıl Okul Tatili'ni, ve çok sevdiğim Küçük Kemancı'yı.. O kitaptaki 'Peskeria'da bir göl vardı....' cümlesi hala aklıma kazınmıştır. O güzel gölü ve ışıltılarını hayal eder dururum. Belki bir gün giderim diye umutlanırım!

Yerli edebiyattan 'İpekkulak' adında bir eşeğin hikayesini anlatan ve çok sevdiğim turuncu kapaklı bir kitap okuduğumu hatırlıyorum. Bir de 'Sakıncalı Yumurcak' diye bir kitap vardı, haylaz bir çocuğun maceralarını anlatan.. Sanırım Milli Eğitim Bakanlığı yayınlarından çıkmıştı. Çok severdim onu da, yer yer hüzünlü, yer yer komik, harika ve akıcı bir kitaptı.

Yine çok küçükken okuduğum 'Prenses ve Yeraltı Cüceleri' diye bir kitap olduğunu hatırlıyorum.. Gerçeküstü öğeleri beni çok etkilemişti ve sanırım okuduğum ilk 'fantastik edebiyat' örneğiydi! Irene adında bir prensesin maceralarını anlatıyordu. Şimdi internette aradım ve gördüm ki George Macdonald adında bir yazar yazmış bu kitabı ve yeni ismi 'Prenses ve Goblin' olmuş.




Küçükken çok gözümüzde büyüttüğümüz ve 'Dünyanın en güzel kitabı' benzeri övgülerle pazarlanan 'Çocuk Kalbi' kitabı ise benim için tam bir hayalkırıklığı olmuştur! Okuduğumda alelade bir kitaptan daha üstün olmadığını görmüştüm. Yukarıdaki gördüğünüz resim, benim okuduğum kopyasının kapağıyla aynı. Kapağın altındaki 'övgü satırları'na bakar mısınız? Kime göre, neye göre yani? Çok gülünç bence:)


Ortaokul ve lisedeki okuma serüvenim bir sonraki yazıda!

5 comments:

  1. O Omer Seyfettin yok mu o Omer Seyfettin.. Her cocuga ayni korkuyu yasatiyormus meger.. Kasagi'yi okurken cektiklerimi anlatmama gerek yok sanirim :) Bir de Kibritci Kiz'i ben de aglaya aglaya okumustum.. Bir de buzdan patenler miydi neydi oyle bir kitap okumustum okul kutuphanesinden alip.. O kalmis aklimin bir kosesinde.. Cok begenip birkac defa okumustum ondan sanirim. Yoksa balik hafizaliyim, kolay kolay hatirlamiyorum gecmisi :)

    ReplyDelete
  2. Oğlumun masal kitabında da kibritçi kız var, ona sıra gelince hep atlıyorum o masalı. Boyle bir masal çocuklara nasıl okunur, anlamıyorum. Yazınızın devamını heyecanla bekliyroum.

    ReplyDelete
  3. mime cevap yazdığın, üstelik de ikiye böldüğün için pek mutlu oldum. :)
    yazdıklarının çoğunu ben de okudum. Güliver, Kibritçi Kız, Kuğulu masalı falan yazmayı unutmuşum ki zaten okumadığım çok az çocuk masalı ya da öyküsü vardır. o zaman bile kitaplarla aramda ayrı bir bağ vardı.
    Çocuk Kalbi konusundaki hislerimiz de aynı. Gayet sıradan bir okul öyküsüydü hatırladığım kadarıyla. Bunun nesini beğeniyorlar diye söylenmiştim hatta okurken. Sevmediğim bir diğer olgu da Ömer Seyfettin'di.

    ReplyDelete
  4. Merhaba Zsa,

    Evet Omer Seyfettin hikayeleri gercekten de herkeste derin izler birakmis..Aslinda bence cok basarili bir yazarimiz kendisi ama o yasta cocuklara okutmak cok yanlis bence!

    Merhaba Kitap Kurdu,

    Ilginize cok tesekkur ederim.

    Merhaba Sera,

    Ben de beni mimledigin icin mutlu oldum, cok guzel bir konuymus, bayagi dusundurdu beni :) Evet bunlar cogu Turk cocugunun okudugu kitaplar zaten sanirim (en azindan bizim neslin)

    Cocuk Kalbi de zorunlu okutuldugu icin mi o kadar kotu gelmisti, yoksa gercekten kotu bir kitap miydi bilemedim!

    Sevgiler

    Moonie

    ReplyDelete
  5. üniversite yıllarında bir yayınevi için çeviri yapmaya başlamıştım. çevirmemi istedikleri ilk kitap "the wind in the willows"du. kenneth grahame ile geç de olsa tanışmış oldum böylece. çok melankolik bulduğum bölümleri vardır. özellikle veda'ya ayrılmış mevsim dönümü ile alakalı bir bölüm. çok şiirseldi..

    ReplyDelete